We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Türkiye’nin Abderalı sanatçıları

10 6 15
30.12.2018

Türkiye’nin Abderalıları, Türkiye’yi Abdera’ya döndürmek için elinden geleni yapıyor. Çağlar geçti ama dar kafalılık, Türkler arasında yer edinemedi. Lakin Aydınlanma düşüncesinin peşinden gittiğini söyleyen aydınlar, kendilerinden başka herkesi “dar kafalı” olarak niteleyenler, işe bakın ki bugün Türkiye’nin en dar kafalıları haline geldiler. Nasıl oldu bu? Başından beri böyle miydi, zamanla mı oldu? Zamanla olduysa, zamanın neyi uğradı da bu duruma düştüler? Bu soruları ve dahasını, şu bizim Aydınlanmacıların pirlerinden biriyle, C. Martin Weiland’la, anlatmak yerinde olur sanırım.

Wieland’ın, Almanların Voltaire’i diye anıldığını ifade edersek, nasıl bir Aydınlanmacı olduğunu en kestirmeden söylemiş oluruz. Peki ama bu neyi ifade eder ki bizim Abderalı aydınlarımız için? Türkiye’de aydın olmanın mahiyetini, “Aydınlanma düşüncesi” ile kavramaya kalkmışlar ama geldikleri yer hiç de Weiland gibi Alman olmanın anlamı üzerine gelişmemiş. Biraz açalım... Wailand, 18. asrın bize armağanı. Alman edebiyatının kendini bulmasında Lessing ve Klopstock kadar katkısı var. O sıralar Almanya, 300 civarında şehir devletinden ibaret. Dini taassup almış başını gitmiş durumda. Weiland, önceleri materyalizme yönelse de sonrasında deist olmuş. Teslisi reddetmiş en başta. Tanrı, ona göre, insanlığın iyiliği için var olan bir prensip. Biberach şehir devletinin senatörlüğünü yaptığı sırada tecrübe ettikleri onu epeyce sarsıyor. Neleri mi tecrübe ediyor? Dar kafalılığı, cehaleti, taassubu... Bu nedenle meşhur romanı Abderalılar’ı kaleme alıyor. Birazdan söz açacağım bu romana geçmeden önce, onun “Almanlığı” meselesini anmak gerek. Napolyon, Wiemar’ı işgal ettiğinde her yeri yakıp yıkıyor ama Wieland’ın yaşadığı eve dokunmuyor. Fakat o, gene de Napolyon’a karşı ülkesinin bağımsızlığını isteyen biri olarak muhalefet etmekten geri durmuyor. Rahmetli Attila İlhan’ın fevkalade açıklıkla izah ettiği yer burası işte: Wieland, dar kafalı, cahil, mutaassıp bulsa da milletinden, onu var eden her ne varsa, ondan yana. Yani şu bizim Aydınlanmacı, rasyonalist, laik olduklarını söyleyen Abderalılar gibi değil. “Aydınların Affedilmez Kopukluğu” başlıklı enfes değerlendirmesinde İlhan ne diyordu bir hatırlayalım: “İngiliz aydını, İngiliz halkından, ancak ‘derece’ itibariyle ‘yüksek’te durur, ‘mahiyetleri’ değişmez: ikisi de Batı’dadırlar, ikisi de Batılı! Türk aydını, Türk halkından, ‘mahiyet’ itibariyle yüksekte duruyor: O, Batı’dadır, Batılı geçinir: Halkı ise Doğu’da, en azından Ortadoğu’da, halk kendi tarihini kendi kültürünü yaşar; aydınlar, ‘sistem’in ona biçtiği, tarih ve kültürü!”

‘Eşeğin gölgesi’ davası

Rahmetli İlhan, Atatürkçülüğü ile maruftur. İlhan’ın Atatürkçülüğü, Türkiye’nin dinî, millî kıymetlerinin takdiri için azamî bir gayret sarf eder. Türkiye’nin tarihî bir kaderi olduğunu ve bunun da dinî, millî kıymetlerin, aydınlar tarafından layıkıyla benimsenmesi suretiyle yürütülebileceği gerçeğinin, ısrarla altını çizer. Bu nedenle de İlhan, Aydınlar Savaşı kitabı boyunca, bir türlü milletine eşlik edemeyen Aydınlanmacı, Batıcı, laik aydınları kıyasıya eleştirir. Ona göre bu aydınların “muhafazakarları” ayrı “terakkiperverleri” ayrı şekilde, yukarıda andığı “sistem”in bir parçası olarak Türkiye’ye değil emperyalistlere çalışmaktadırlar. Muhafazakarlar, iktidara geldiklerinde ülkenin ekonomisi Batı’ya teslim olmakta terakkiperverler geldiğinde ise “görgü, görenek, gelenek hor görül”mekte, din diyanet boşlanmakta ve yerine de gerçek bir ulusallık, bağımsızlık konulmamaktadır. Aksine “ecnebi” bir kültür, “evrensellik” adı altında ülkeye sokulmakta, ortalık kozmopolit aydından geçilmemektedir. Kozmopolit toplum, komprador toplumdur ki neticede........

© Açık Görüş