We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mahmur, Türkiye’nin Kürt siyaseti için ne anlatıyor?

859 0 0
29.12.2018

Türkiye “ulusal güvenliğe tehdit” telakkisiyle Kürtlere karşı yürüttüğü “çökertme” ve “göçertme” stratejisine sınırların ötesinde de bel bağlıyor. Afrin’de olduğu gibi “direngen” Kürt unsurları bölgeden uzaklaştırıldığında sorunun kökten çözülmüş olacağı inancı hâkim. Bu yaklaşımla Suriye’nin kuzey hatlarında Halk Savunma Güçleri’nin (YPG) kontrolündeki bütün bölgeleri “temizleme” planları gündemden düşmüyor. Fakat bu stratejinin Türkiye sınırları içerisinde bile işe yaramadığını gösteren bir “çökertme ve göçertme” örneği var: Köylerinden sürülenlerin kurduğu Mahmur mülteci kampı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna hareketin başlayacağını ilan etmesinin ardından 13 Aralık’ta düzenlenen bir hava operasyonunun hedeflerinden biri Şengal, diğeri Mahmur idi. Ankara’ya göre PKK bu kampı üs olarak kullanıyor. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yetkilileri de BM kurallarına göre kampta silahlı unsur olmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

Mahmur’un basit bir mülteci kampı olduğu söylenemez zaten. PKK ile ilintisini tartışmak da anlamsız. Kamp sakinleri PKK saflarında çocuklarını yitirmiş ailelerden oluşuyor. Bölgede İslam Devleti (İD) tehdidinin hâlâ sürmesinden kaynaklanan “öz savunma yapılanması” da bir realite. Ancak uzun vadede üzerinde durulması gereken asıl gerçek şu: Kamp esasen barışçıl çözüm seçeneklerini tepeleyen “güvenlikçi” politikaların iflasını gösteren bir laboratuvar özelliği taşıyor.

İlk önce nüfusu 12 bini aşan bu Kürtlerin, Irak’ın tam orta yerinde, çöllük alanda, Karaçok Dağı’nın yamacında ne aradıkları sorusuyla başlamalı. Hikâye uzun ve trajik. Türkiye’nin 1990’larda PKK’nin “kökünü kazıma” adına 4 bin köyü boşaltıp yaktığı askeri harekât, Mahmur’a uzanan yolun başıydı.

Kampın sakinlerinden Şakir Tonğ’un hikâyesi kampın da hikâyesi sayılır. 37 yaşındaki Tonğ altı çocuk babası. Geçimini Erbil ve Süleymaniye’de inşaatlarda çalışarak kazanıyor.

Al-Monitor’a konuşan Tonğ serüvenini şöyle anlatıyor: “1981’de Uludere’ye bağlı Bıleh (Işıkveren) köyünde doğdum. Bölgemizde faili meçhul cinayetler 1980’lerde başlamış ve 1990’lı yıllarda tırmanmıştı. 1992’de köydeki karakol bir gece boşaltıldı. 30 dakika yürüyerek gittiğimiz Taşdelen’deki karakola baskından sonra (…) herkesi terörist ilan ettiler. Zaten Uludere yolu bir yıldır kapalı tutuluyordu. Köy sınıra sıfır. İhtiyaçlarımızı Zaho’dan (Güney Kürdistan) karşılıyorduk. Neredeyse her gece köylere havan atılıyordu. Uyuyamıyorduk, ölenler oluyordu. Haftada bir gece köyü kuşatıp evlerde gerilla arıyorlardı. İki metrelik karın üzerinde bekletip işkence ediyorlardı. ‘Ya dağı seçeceksiniz ya........

© Al Monitor