We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Aynı sahne

51 17 7
18.01.2019

Gazeteciliğe ilk başladığım yıllar, AKP’nin henüz tek başına iktidar olduğu döneme denk gelir. Öncesinde 2001 krizi siyaseti vurmuş, ABD dizaynıyla yeni bir siyaset zemini açığa çıkmıştı. “Merkez sağ çökmüş”, kriz dönemi hükümet ortağı olan partiler baraj altında kalmış, bir önceki seçim barajı geçemeyen CHP ana muhalefet partisi olmuştu.

2002 seçimi sonrası oluşan tablodan birkaç yıl sonra izleme fırsatı bulduğum bir kısım CHP yöneticisinin, baraj altı kalma travmasının hemen sonrasında oluşan bu yeni tablodan memnun olduğunu sezmiştim. Özellikle seçimin hemen sonrasında basından gözlemlediğim bu memnuniyeti (Erdoğan’ın siyaset yasağının kalkması konusundaki ivedi yüce gönüllülük vb), daha sonra gazeteci olarak da gözlemleme fırsatı buldum.

Bu gözlemi şu şekilde özetleyebilirim: Türkiye’nin ABD’deki gibi iki partili bir sisteme doğallığında kaydığı, merkez sağın çöktüğü ve bu kesimlerin seküler-milliyetçi, muhafazakar-liberal olarak iki tercihe bölündüğü, buradan CHP’ye ciddi bir geçiş olacağı düşünülüyordu. Özellikle İzmir gibi merkez sağın kalesi olan bir kentteki oy geçişi buna örnek gösteriliyordu. Krizin hemen sonrasında iktidara gelen AKP’nin bu krizi aşamayacağı, memnuniyetsizliğin süreceği, halkın memnuniyetsizliğinin “görünen” tek muhalefet CHP’ye akacağı tahmin ediliyordu. AKP’nin olası irticacı uygulamalarının da devletin yerleşik unsurlarının ve medyanın tepkisi ile hükümeti........

© Birgün