We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye

192 68 0
09.11.2018

Biz Türkler “sınır” sözcüğünü Yunanca’dan almışız. Yunancada “Sinoron”muş, “sinor” olmuş ve nihayet “sınır”a dönüşerek dilimize yerleşmiş. Bir de Arapça kökenli olanı var “hudut” diye; o da Arap dilindeki “had”dın çoğulu ama dilimizde galat olmuş, tekili ifade ediyor. Neden bu sözcüklerin Yunanca ve Arapçasına ihtiyaç duymuşuz? Onu etimologlar ve tarihçiler araştırsın. Orta Asya’da konuşulan Türkçelerde ise “sınır”, “ara çek” ya da “çek ara” olarak geçiyor. “Ara”, Türkçe ama bizdeki anlamı farklı: İki nesnenin ortasındaki boş yer, “sınır” değil. Sınır, herhangi bir şeyin bittiği nokta ya da çizgi, son ve ötesi yeni bir başlangıç.

“Sınır” kavramını kullanmadan ne düşünce üretmek, ne beşeri ilişkileri, ne de haklarımızı tanımlamak mümkün. “Sınır” düşünen bir varlık olarak insanın onsuz yapamayacağı bir “tespit edici”...

“Sınır” hakkında haddimi aşarak bu denli malumatfuruşluk etmemin ulvi bir amacı var: “Sınır”ın hayatımızdaki değerini, ülkemiz için anlamını, varlığımızın devamı açısından lüzumunu hatırlatmak.

Şu bakımdan; Türkiye sınırlarını yitiren, sınırları bulanıklaşan bir ülkeye dönüşüyor.

Hızla. Hem de her bakımdan. Bu etki, fiziki sınırlarında, kurumlar arası işlerliğinde ve kurumların işleyişinde, siyasetinde ve ahlakında görülüyor.

Türkiye son yıllarda bir “ara ülke” haline geldi.

Türkiye’yi felsefedeki İngilizce tabiriyle “borderline case”den mülhem, “sınırda ülke” olarak da tanımlayabiliriz.

Sınırda ülke: Gri saha, alacakaranlıktaki bölge.

Bir ülkenin aslında aralarından geçen sınırla ayrılmış olması gereken ve birbirlerini reddeden ve........

© Birikim