We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Binali Yıldırım neden istifa etmez?

60 79 101
17.01.2019
Erdoğan daha önce olduğu gibi rakiplerini test etmektedir. Anayasa’ya uymak zorunda olmadığını, onun üzerinde olduğunu dostuna düşmanına göstermektedir. Bu bir hükmetme stratejisidir. Muhalefetin kendi hükmü altında olduğunu, kendi çizeceği sınırlarda varlık gösterebileceğini deklare etmektedir.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TBMM Genel Başkanı Binali Yıldırım’ı partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak tanıttı. Durumu gözyaşları ile karşılayan Yıldırım’ın adaylığı bir siyasal-hukuksal tartışmayı da beraberinde getirdi. Erdoğan Yıldırım’ın TBMM Başkanlığı’ndan istifasının söz konusu olmayacağını açıkça söyledi. Muarızı Kılıçdaroğlu, durumun anayasaya aykırı olduğunu ama seçim faaliyetini buradan yürütmeyeceğini beyan etti, daha sonra yaptığı bir açıklamada da YSK’ya başvurmayacağını çünkü YSK’ya güvenmediğini söyleyiverdi. Dokunulmazlıkların kaldırılması döneminde işlettiği akıl yine devreye girdi: Anayasaya aykırı ama… O sürecin sonunu görmüştük. Bunu da göreceğiz. Yıldırım’ın rakibi İmamoğlu ise AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’ndan oy istediği toplantının ardından yaptığı açıklamada, biraz yorum katarak söylersem, ben bu işleri bilmem, bunlar siyasi işler yönünde bir açıklamada bulundu. Meseleye tarihi noktayı ise Binali Yıldırım koydu: “Seçim siyasi bir faaliyet değil.” Bu tarihi açıklamaya Yıldırım’ın düştüğü bir eki daha anmak gerek: “hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz.”

Türkiye’nin son beş yılına baktığımızda meselenin asıl kritik yönünün bir hükmetme tarzının yansıması olduğunu söyleyeceğim. Asıl önemsediğim de bu. Fakat öncelikle hukuksal boyutu açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Bunun için uygun bir zeminin, Binali Yıldırım’ın tarihi açıklamasında ve ekinde yansımasını gördüğüm Tolga Şirin’in hukuki yorumunda olduğunu düşünüyorum.(1) Şirin son tahlilde istifa etmesi gerektiğini söylediği Yıldırım’a bir yandan da “seçim siyasi bir faaliyet değil” dedirten bir yandan da hukuk ve etik arasında kurduğu ilişkiyi kurmasını sağlayan mantığın araçlarını veriyor. Şirin’in hukuk yorumu bu iki açıklamaya da zemin sağlıyor. Dolayısıyla TBMM Başkanı’nın aynı zamanda belediye başkan adayı olmasındaki anayasa aykırılığın tartışmaya yer bırakmayacak kadar net olduğunu göstermek için Şirin’in yorumundaki tutarsızlıkları göstermek uygun ve güncel bir zemin sağlıyor.

BİR HUKUKİ YORUMUN SAĞLADIĞI ARAÇLAR

Şirin’in temel iddiası şöyle: “Partili bir meclis başkanının herhangi bir seçimde (2) aday olması için istifa etmesi de zorunlu değildir. Milletvekilliği veya belediye başkanlığı için adaylık, dar anlamda siyasi parti faaliyeti sayılmaz. Aksi hâlde siyasi parti üyesi olmak ile olmamanın anlamı kalmaz. Fakat bir kişinin seçim çalışmalarına katılıp diğer partilerle aktif bir yarışımda bulunmak gibi dar anlamda siyasi parti faaliyetlerine girişmesi için meclis başkanlığından istifa etmesi bir zorunluluktur.” Dolayısıyla Yıldırım’ın “seçim siyasi bir faaliyet değil” açıklamasının da bir hukukçu görüşüyle ilişkisini kurmak mümkün oluyor. Şimdi Şirin’in hukuki iddiasının dayanaklarına bakalım.

Öncelikle konuyla ilgilenen herkesin atıf yaptığı anayasa normunu değerlendiriyor Şirin. Madde şöyle: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları........

© Gazete Duvar