We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı

496 29 195
10.08.2018
Aklıselim olma adına yaptırımlara karşı çıkanlar, iki tarafın da şahinlerine geçmişin iyi tarafına tutunmayı salık veriyor. Yıllardır takip ettiğim ve Amerikan tedrisatından geçmiş İranlılar da yaptırımların 80 milyonluk İran halkını cezalandırmaktan ve radikalleri güçlendirmekten başka bir şeye yaramayacağını vurguluyor.

İranlılar 40 yıldır cuma namazları dahil her toplumsal olayda “Kahrolsun Amerika” demekten, Amerikalılar da rejim değiştirme oyunlarından vazgeçmedi. Soğukkanlı duranlar ise ilişkilerin üzerinde nasır tutmuş düşmanlık kabuğunu delip altındaki ‘tatlı geçmişi’ hatırlatarak yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu düşünüyor.

Ne var ki ABD Başkanı Donald Trump nefret damarından gidenlerin önünü öylesine açtı ki bunun dünyayı nereye götüreceğini kestirmek imkânsız hale geldi.

2015’de imzalanan nükleer anlaşmadan çekilip cezalandırma siyasetine dönen Trump otomobil sektörü ile altın ve değerli maden ticaretini hedef alan ilk aşama yaptırımları 6 Ağustos itibariyle yürürlüğe soktu. Kasımdan itibaren petrol, doğalgaz ve bankacılık alanlarında işbirliğini yasaklayan ikinci aşamaya geçilecek. Hedefin Türkçe çevirisi şu: Ekonomik krizi derinleştirip İran’ı Suriye ve Irak’tan çekilmeye, Lübnan’da Hizbullah’ın ipini çekmeye, Filistinli örgütlere desteği kesmeye, İsrail’e düşmanca siyaseti terk etmeye, 2003 Irak işgali ve Suriye’deki savaştan beri artan bölgesel nüfuzunu kesmeye, nükleer ve balistik füze programlarını terk etmeye mecbur etmek. Olmazsa rejimi yıkmaya dönük ortamı kızıştırmak. Yani ekonomik baskıyla halkı isyana teşvik etmek. Bu minvalde Amerikan medyasında köpük saçan yorumculardan geçilmiyor. İddia hayli büyük. Trump kendinden o kadar emin ki, “İran dağılıyor. Bütün ülkede daha önce olmadığı kadar büyük gösteriler var. Bütün bunlar ben anlaşmayı sonlandırdıktan sonra yaşanıyor” diye böbürlenmiş. Halbuki durum öncekilerden farklı olsa da İran 2009’den beri altıncı gösteri dalgasına sahne oluyor.

***

İran-Amerikan gerilimi küresel gündemin merkezine oturmuşken, “Aslında biz birbirimizi severdik” diyen bir hatırlatma, The Conversation’da “Unutulan Dostluk” başlığıyla Daniel Thomas Potts’dan geldi. 19. yüzyılda Amerikalı misyonerlerin eğitim, sağlık ve finans alanlarındaki katkılarını, dostluğun başlangıç noktası sayanların nazarında, İran’ın asıl iki büyük düşmanı Ruslar ve İngilizlerdir. İkisi ‘Şeytan-e Bozorg’ yani ‘Büyük Şeytan’dır. Potts da bu bakış açısının dayandığı bazı bilgiler aktarıyor.

Tarihte geniş coğrafyalara hükmetmiş Persler topraklarının önemli bir kısmını 1804-1813 ve 1826-1828 savaşlarıyla Çarlık Rusya’sına kaptırıyor. 1856-1857 savaşıyla bu kez İngilizler musallat oluyor. Ekonomik sömürü düzeni kuruluyor. Tütünden telgraf hatlarına kadar her şey İngilizlerin tekeline geçiyor. Nihayetinde petrol imtiyazı İngiliz-Pers (İran) Petrol Şirketi’ne bırakılıyor. İngilizler ve Ruslar 1907’de İran’ı paylaşan anlaşmaya imza atıyor.

İran’ın İngiliz ve Rusların imparatorluk hevesleriyle cendereye alındığı dönemde Amerikalı presbiteryenler insani bir yüzle geliyor. Onların okul ve hastane hizmetleriyle kazandıkları güven Amerikalı teknokratlara da kapıları açıyor.

Protestan misyonerlerin İran’a çiviyi çaktığı yıl 1834. Amerikalıların Pers devletiyle diplomatik ilişki tesis ettiği 1883’e gelinceye kadar 50 yıllık bir ‘hükümet dışı’ ilişkiler tarihi yazılıyor. İran’ın ilk tıp okulunu 1879’da Urumiye’de kuran Amerikalı doktor Joseph Plumb Cochran öldüğünde cenazesine 10 bin kişi katılıyor. 1895’e gelindiğinde Urumiye civarındaki misyoner........

© Gazete Duvar