We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Cuma Çiçek: Türkiye’nin geleceği Kürt dalgasına bağlı

354 162 762
24.03.2018
Akademisyen Cuma Çiçek’e göre Türkiye’deki kutuplaşma ideolojik temelli görünse de, arkasında ciddi bir paylaşım mücadelesi yatıyor. Devletin üç temel krizle karşı karşıya olduğunu düşünen Çiçek, bu üç krizi şöyle özetliyor: Kemalistlerin egemenliklerini yitirişi, 15 Temmuz’la birlikte İslamcı cenahtaki yarılma ve Irak, Suriye ile Türkiye’de yükselen Kürt dalgası. Çiçek’e göre Türkiye’nin geleceğini, yükselen Kürt dalgasına vereceği yanıt belirleyecek.

20 Ocak’ta başlayıp 57 gün devam eden kuşatma sonucu cihatçı grupların desteğiyle Efrîn’i ele geçiren Türkiye’nin zafer havası yaşadığı ortamda Kürtlerin Newroz’u ne kadar kitlesellikle kutlayacağı merak konusuydu. Böylece Efrîn’in düşüşünün Türkiyeli Kürtler üzerindeki etkisine dair çıkarsama yapmak mümkün olacaktı. Nitekim başta Diyarbakır olmak üzere çok sayıda merkezde, tüm kısıtlamalara rağmen Kürtler bir araya geldi.

Türkiye’nin Efrîn’den sonra Münbiç’e ve oradan Rojava’nın doğusuna doğru ilerleme planının seyrinin ne olacağını şimdilik bilmiyoruz; ama bu planın Kürt sorununu derinleştireceğine kuşku yok. 2019 seçimleri öncesinde ülkeye milliyetçi-İslâmcı söylem hâkim olurken, hükümetin Kürt sorunuyla ilgili yaklaşımı Başbakan Binali Yıldırım’ın “çözüm yok” ifadesiyle bir kez daha ortaya kondu. Peki çözüm yoksa ne var? Artık öngörülemez denilen Türkiye’nin önünde ne tür seçenekler var? Dahası, Kürtleri nasıl bir gelecek bekliyor?

Geçtiğimiz hafta İletişim Yayınları’ndan “Süreç” Kürt Çatışması ve Çözüm Arayışları adıyla yeni kitabını yayınlayan akademisyen Cuma Çiçek’e kulak veriyoruz…

Katılımın geçen yıllara oranla düşük olduğu söylenen bu seneki Diyarbakır Newroz kutlamalarını siz de izlediniz. Alandaki izlenimler neler?

Aslında geçen seneye göre daha kalabalık bir kitle vardı. Bu da Kürt hareketi açısından bir sürekliliğin olduğunu gösteriyor. Bunca olanlara rağmen Kürt hareketi hâlâ kitleleri mobilize edebiliyor. Hatta hareketten bağımsız olarak da Kürt sokağının belli bir ritim, süreklilik kazandığı söylenebilir. İnişler, çıkışlar olsa da Kürt muhalefeti kendisini devam ettirme becerisini gösteriyor. Çünkü Kürt sokağı dönüşmüş durumda.

Dönüşümden kastınız ne?

HDP çağırmasa da insanlar o meydana gelecekti. Halkta siyasi aktörlerin pozisyonundan öteye bir dönüşüm var ve bu dönüşüm kalıcı.

Bu tespiti neye dayandırıyorsunuz?

Türk, Arap veya Fars olmadıkları konusunda Kürtler arasında artık bir konsensüs var. Bu Ak Parti’ye oy veren Kürtler açısından da geçerli, Hüda-Par için de. Formları veya yaklaşımları farklı da olsa tüm Kürtler, Türklerle, Araplarla, Farslarla eşit bir halk olarak yaşama talebindeler. Bulundukları ülkenin siyasi yönetimine bağımsızlık, federasyon veya ademimerkeziyetçi yönetim biçimiyle mi katılacakları konusunda, siyasi aktörler üzerinden farklılıklar gösteriyor olabilirler. Fakat tarihsel bir haksızlık yaşadıkları, bulundukları ülkenin siyasi yönetime katılma ve kendi kendilerini yönetme konusunda mutabıklar. Bu açıdan Türkiye’nin iç meselesi olan Kürt sorunu, çoğu Kürt için bugün sınırı aşan bir Kürdistan sorununa dönüştü.

KÜRTLER DÜŞÜNCE VE ÇIKARLAR DÜZEYİNDE BİRLEŞMİŞ DURUMDA

Ne zaman başladı bu dönüşüm?

İki dalgadan söz edebiliriz. İlki 2003-2005 arası ABD’nin Irak müdahalesi ve Kürdistan bölgesinin inşasıydı. İkinci dalga ise Rojava oldu. Bu iki dalga sadece siyasi aktörleri değil, sokaktaki herhangi bir Kürdü de etkiledi ve aralarındaki etkileşimi artırdı. HDP’yi bir kenara bırakalım; Hüda-Par bile Kutlu Doğum Haftası kapsamındaki etkinliğe Irak Kürdistan bölgesindeki İslamcı partileri çağırıyor mesela. Diyarbakır’daki bir Kürt, Irak Kürdistan Bölgesindeki TV kanallarını izliyor, oradaki gelişmeleri takip ediyor. Netice itibariyle son on beş yılda Kürt sahası Türkiye’yi aşarak sınır ötesi bir Kürdistan meselesi halini aldı. Bu etkileşim HDP’li Kürtten Hüda-Par’lı, Ak Parti’li Kürde kadar kapsayıcı olabiliyor. Kürtler geçmişte olmadığı kadar diğer parçalardaki Kürtlerle ilgili gelişmelere ilgi duyuyor. Bu ilgi çok sayıda gencin kalkıp Kobanê’ye gitmesi gibi somut olarak da tezahür ediyor. Hem kültürel, hem siyasi bağlar hem de son yıllarda yaşanan dönüşümler dolayısıyla herhangi bir parçada yaşanan gelişme, insanları doğrudan etkiliyor. Bana sorarsanız Kürt sahasındaki bu sosyolojik dönüşüm tamamlandı ve dört farklı siyasal egemenliğin altında yaşayan Kürtler tek bir ulus oldukları konusunda düşünsel konsensüse vardılar.

Bu konsensüs, Kürtlerin uluslaşma sürecinin hangi aşamasına tekabül ediyor?

Kolektif bir eylemi üç ana mesele belirler: Düşünceler, çıkarlar ve kurumlar. Bu üç ana husus birleştiğinde Kürtler bir bütün olarak uluslaşma süreçlerini tamamlayacaklar. Kürtler düşünce ve çıkarlar düzeyinde birleşmiş durumdalar. Ne var ki Kürt siyasi hareketlerinin Rojava’da da Irak Kürdistan Bölgesi’nde de Türkiye’de de ortak kurumlar inşa etme becerisi oldukça sınırlı.

Kurumlardan kastınız ne?

Sadece formel yapıları değil, bundan öteye sahada hem bireylerin hem de grupların eylemlerini belirleyen kabul edilmiş kuralları kastediyorum. Bu ortak kural veya kurumları oluşturma kapasitesi Kürt aktörlerin tamamında zayıf. Irak Kürdistan Bölgesi’ne baktığımızda, 25 yıllık bir yönetim deneyimi olmasına rağmen iki ayrı bölgede iki ayrı Peşmerge gücü, iki ayrı asayiş, iki ayrı yönetim görüyoruz mesela. Aynı ayrışma Türkiye’de de var, Rojava’da da. Ama bu seneki Diyarbakır Newroz’unda bu açıdan çok dikkat çekici bir gelişme yaşandı.

HDP dışı siyasi parti temsilcilerinin de sahneye çıkıp konuşması mı?

Tabii, ilk defa Hak-Par, Özgürlük ve Sosyalizm Partisi gibi Kürt siyasi partilerinin temsilcileri Newroz’da kürsüye çıkarak konuştular. Bence bu seneki Newroz’u ilginç kılan en önemli unsurlardan biri buydu. Afrin’in kaybedilmesi, Rojava’da uluslararası güçlerin ortaya koyduğu tutumlar, Türkiye’deki mevcut durum, düşünce ve çıkar ortaklığına ilave olarak Kürt siyasi aktörlerinin ortak kurumlar inşa etmesi sürecini tetikleyebilir mi? HDP dışı siyasi partilerin de Newroz sahnesinde söz alması bunun bir işareti mi? Bunu ileride göreceğiz.

Kürt siyasi hareketlerinin ortak kural veya kurum inşa etme kapasitesi neden düşük?

Türkiye’de olduğu kadar Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesinde de Kürt siyasi hareketleri grup eksenli çıkarlarını, politik-ideolojik önceliklerini ortak mutabakata dair meselelerin önünde tutuyor. Bu HDP için de YNK, Goran, PDK veya PKK için de geçerli. Kürt siyasi hareketlerinin ortak kurallar inşa etme becerisi, Kürt sokağının çok gerisinde.

AFRİN OPERASYONU KÜRTLERDE YENİ BİR MOBİLİZASYONA YOL AÇTI

Kürdistan referandumunun başta Kerkük olmak üzere önemli bölge ve mevzilerin kaybıyla sonuçlanması, Afrin’in Türkiye tarafından ele geçirilmesi Kürtlerin bir araya gelme duygusunu perçinledi mi sizce?

AK Parti yönetimindeki Türkiye, Afrin’de askeri bir zafer elde etti. Peki Türkiye siyasal açıdan kazandı mı? Geçmişte de Kürtler belli vak’alar karşısında sokaklara dökülürdü ama Afrin’le birlikte ta Kanada’ya kadar, daha önce hiç sokağa çıkmayan Kürtler de mobilize oldu. Bu mobilizasyonun bütün Kürt hareketlerine kazandırdığı yeni bir enerji var. Oysa Kürt hareketi kent çatışmaları üzerine kendi kitlesiyle ciddi bir güven krizi yaşamaya başlamıştı. Fakat Afrin operasyonu bu krizi geride bıraktı ve İtalya’dan Kanada’ya kadar, dünyanın her yerindeki Kürtlerde yeni bir mobilizasyona yol açtı. Irak Kürdistanı’ndaki insanların başka bir parçadaki vak’a için sokağa çıktığı örnekler istisnaidir. Fakat Afrin için onlar da sokağa çıktı, Süleymaniye’de üç günlük yas ilan edildi. Bunlar geçmişte olmayan şeylerdi.

Efrîn’in ele geçirilmesi Türkiyeli Kürtler üzerinde nasıl bir tesir yarattı?

HDP iki yıldır neredeyse hiçbir faaliyet yürütemiyor. Eş başkanları, milletvekilleri, 6 ila 8 bin arasında mensubu tutuklandı, Kürt medyası tamamen kapatıldı. Kent çatışmalarının sonuçlarına da bakıldığında, ortada bir gerileme olduğu söylenebilir. Fakat dikkat çekici olan şu ki, tüm bunlar HDP’yi oy kaybına uğratmıyor. Bakın, devletin güç kaynağı iki temel unsura dayanır. İlki şiddettir. Devlet, Weber’in söylediği üzere meşru şiddet tekelini elinde bulundurur ve polisiyle, askeriyle, yargısıyla, hapishanesiyle bunu kullanır. Devletin ikinci güç kaynağı ise rızadır. Devlet rıza üretir. İyi ve gerekli olduğunu insanlara kültürle, dille, dinle, şehircilikle, iyi bir eğitimle, iyi bir sağlık hizmetiyle anlatır. Özünde devletler rıza ve şiddetin birleşiminden oluşur. Rıza üretme kapasitesi genişledikçe devletler sopaya, şiddete daha az ihtiyaç duyar. Fakat şiddetin artması bir açıdan rıza üretme kapasitesinin azaldığını gösterir. Gerçi Pierre Bourdieu, insanlar rıza göstermezse, devlet sopa da kullanamaz diyor. Netice itibariyle rıza, bir devletin, bir sosyo-politik sistemin veya hareketin devamının veya kitleleri yönetebilme becerisinin ana göstergesidir. Dolayısıyla HDP’nin herhangi bir faaliyet yürütememesine rağmen oy kaybetmemesini, Kürt sokağındaki canlılığı bu çerçevede okuyabiliriz. Devletin şiddeti, Kürtlerdeki rızayı azaltıyor. Daha da ötesi bir karşı-rıza üretiyor.

DEVLET FARKINDA OLMADAN KÜRT COĞRAFYASININ SINIRLARINI İNŞA ETTİ

Karşı-rızadan kastınız ne?

Devletin yıkıcı güçleri bazen kurucu olarak da işlev görebiliyor. Sosyo-ekonomik alandan örnek verecek olursak, Kürt coğrafyası 80-90 yıllık bir geri........

© Gazete Duvar