We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

TBMM’de çay, kahve ve gazoz çok ucuzdu...

41 37 210
12.07.2018
TİP’in ve Çetin Altan’ın TBMM macerası, tüm tartışmalar, müzakereler, önemli konularda açıklamalar, TİP’lilerin kamuoyunun habersiz bırakıldığı konularda yaptığı hayati konuşmalar ve AP’lilerin sürekli çileden çıkmaları bir yana; ilk kez meclise girmiş ve sol ilkeleri anlatmaya çalışan sosyalist bir parti ile o partiyi siyasal ve fiziksel açılardan yok etmek için çaba harcayan, sürekli küfreden, hakaret eden, linç etmeye çalışan sağcı siyasetçilerin zorunlu ilişkisinin hikâyesidir aslına bakılırsa.

1961 Anayasası, günahlarıyla karşılaştırılamayacak ölçüde çok sevabıyla, anayasa tarihimizin zirvesidir. Hem metin kalitesi hem de Bülent Tanör’ün ifadesiyle, ‘hukukileştirici, siyasallaştırıcı, sosyalleştirici’ yönleriyle. Demokrat Parti (DP) dönemi ardından, Batı’daki genel eğilimine uygun biçimde ‘sol’ canlanırken, Türkiye de kendine düşen payı almış, siyasal ve entelektüel canlılık el ele yürümüş ve yürürlükte kaldığı on dokuz yıl süresince büyük ölçüde kendisine sahip çıkmayan iktidarlar elinde kalan ‘Anayasa’ bu hareketliliğin hukuksal düzeydeki taşıyıcısı olmuştur.

1960-1965 arası hayli zorlu bir dönem ve darbe sonrası kurulan zorunlu koalisyonlar, 1965 seçiminde Süleyman Demirel Adalet Partisi’nin (AP) yüzde 50’yi geçen oy oranıyla son buldu. Demirel’in oy oranı, o seçim sisteminde hakikaten büyük başarıydı ve 27 Mayıs darbesinde ortalıkta görünmeyen DP yanlılarının, iktidarı bir kez daha ve bu kez tek başına DP’nin siyasal takipçisi AP’ye teslim etme isteğinin göstergesiydi.

İşte, az oy alan partilerin parlamentoya girmesine izin veren seçim sisteminin siyasal tarihimize bir büyük armağanı, parlamentoya ilk kez bir sosyalist partinin, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) girmesini sağlamasıydı.

TİP 13.2.1961’de kurulmuştu. Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Sadun Aren… Anayasa’nın açtığı kapıdan parti kurarak girmeyi düşünürlerken, bir grup sendikacının parti hazırlığı içinde olduklarını duyunca bu faaliyetlerini durdurmuşlar, sendikacılar bu durumdan haberdar olunca, Aybar’ın deyişiyle ‘aydın alerjileri’ nedeniyle reddetmişlerdi. Bazı şeyler pek değişmiyor gördüğünüz gibi! ‘O’ aydınlar ‘sabıkalıydı’ ve sendikacılar başlarının belaya girmesini istemiyorlardı. Bu arada seçimlerden hemen sonra Türk-İş yöneticileri, YÖN yazarlarıyla yeni bir işçi partisi kurmaya yönelince (hiçbir zaman kurulamayan Çalışanlar Partisi) sendikacı kurucular TİP’i canlandırmak üzere harekete geçti ve partilerine ‘aydın’ genel başkan bulmaya karar verip ilk öneriyi, DP/AP’li olduğu herkesin malumu Ali Fuat Başgil’e götürdüler! Başgil kabul etmeyip yıllar öncesinde asistanlığını yapmış olan Aybar’ı önerince, onunla görüşüldü ve Mehmet Ali Aybar Genel Başkan oldu. Aybar’ın Genel Başkanlığı 9.2.1962 günü ilan edildi.

Aybar’ın Genel Başkan olduğu TİP, ‘ortanın solu’ sloganının mucitlerinin yanında, ‘sol’ bir parti olarak giriyordu TBMM’ye!

Çetin Altan, TİP listesinden bağımsız milletvekili seçildi. Ancak, Süleyman Demirel hükümet programını okuyup muhalefet partilerinin grup sözcüleri konuşmaya başlayınca, Çetin Altan da ‘konuşmak için (!)’ bağımsız vekillikten vazgeçip TİP’e girecekti. 1965 parlamentosunun ilk kavgası da, Çetin Altan kürsüdeyken çıkmıştı!

Bugün size hatırlatmak istediğim kitap, Çetin Altan’ın milletvekilliğinden yıllar sonra kaleme aldığı ve ‘vekalet’ günlerini anlattığı ‘Ben Milletvekili İken’ başlıklı eser. İnkılâp Kitabevi’nden, 2005 tarihli. Kitap, hem TİP’in ve Çetin Altan’ın parlamentodaki serüveni hem de sığlığından asla ödün vermeyen Türkiye sağı hakkında çok hoş, ilgi çekici anekdotlarla ilerliyor. Çetin Altan, olup biteni mizahi ve sert bir dille, bazen ciddileşerek bezen dalgasını geçerek anlatıyor.

Türkiye, kimi meslek erbabının rahat bırakılmadığı, asıl işini yapamadığı için milletvekili olduğu bir ülke. Çetin Altan da milletvekili adaylığını benzer bir gerekçeyle açıklıyor:

“Nerden esti aklıma milletvekili olmak… Bir siyasi ihtirasın zapt edilmez tutkusu mu kıpırdamıştı içimde yoksa radyo nutuklarındaki gibi ‘Vatana millete hizmet aşkının’ ayda 3700 liralık kara sevdası mı coşmuştu yüreğimde… Böyle azgın duyguların........

© Gazete Duvar