We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sosyo-politik iklimimizin ‘mümtaz’ programı

24 8 32
18.01.2019
Sosyo-politik iklime mükemmelen uyarlanmış programlar dururken görme ve düşünme tarzlarımızı değiştiren veya değiştirme potansiyeli taşıyan sanatçılar, bilim insanları, entellektüeller payelendirilip sırtları sıvazlanacak değil her halde. Onların payına olsa olsa değişik biçimlerde susturulmak düşüyor. Ve susturma sadece iktidar namzetlerinden gelmiyor, onlarla suç ortaklığına soyunan farklı kesimlerden epeyce insan var ülkede.

Handiyse onbir yıla varan yayınıyla tek kelimeyle fenomen olan bir tv programı, Müge Anlı’yla Tatlı Sert adlı program ‘Palu ailesi’ olayıyla kısa bir süre önce gündemin ön sıralarına yerleşiverdi. Üzerine yazıldı, çizildi ve Körfez Sulh Ceza Hâkimliği, davanın selameti vs diyerek konu hakkında yayın yasağı getirdi. Az çok bu programı izlemiş olanlar, getirilen yayın yasağının ‘davanın selameti’ ile pek de alâkası olmadığı çıkarsamasını hemen yapmışlardır eminim. Hele bir de ülkenin pek çok mahkemesinde her gün gerçekleşen ‘hukuk’ maskaralığı düşünülünce, yayın yasağının ardında başka tür kaygıların bulunduğundan şüphelenmemek elde değil.

Programın gündem oluşturan vakası, programa şimdiye dek konu olan olaylar dikkate alındığında olsa olsa onları yatay kesen temel özelliklerin billurlaşmış halinden başka bir şey değil aslında. Tatlı Sert’in temel konseptini oluşturan bu vakanın benzerleri çoğunlukla. Dudak uçuklatacak cinsten ne olaylar, ne olaylar var programda!

Aslında programın, kurgulanışıyla seferber ettiği anlayışın, kullandığı dilin yanı sıra ülkede hukukun ne hallere düştüğünün iyi bir örneğini oluşturduğu çok açık. Bu nedenle de mahkemece verilen yayın yasağı anlamını daha bir idrak ediyor. Demem o ki programı bir süre izlediğinizde anlıyorsunuz ki polise, jandarmaya ve savcılıklara bir biçimde gelmiş, takipte olan veya beklemekte olan veya sonuçsuz kalmış olaylar programın konusu haline gelmiş. Yani programın yapımcı ve ekibinin söz konusu kamusal faillerle işbirliği içinde programı kotardıkları gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Hukuk alanına dahil failler tarafından yerine getirilmesi gereken görev ve sorumlulukların en azından bir kısmının bizzat program tarafından üstlenildiğine şahit oluyorsunuz. Dolayısıyla program, haydi kolaylık olsun diye programın ‘ideolojik vasfı’ ile diyelim, bu vasıf ile birlikte devlet aygıtıyla arasındaki ilişkiler sonucu, neredeyse müşteki sıfatına haiz gündelikli, kumanyalı seyircileri, her daim görevlendirilmiş avukatı, psikiyatristi ile birlikte adeta bir mahkeme vasfı kazanmış bir baskı aygıtı olarak çalışıyor.

Yayınlandığı kanalın siyasal iktidarla ilişkisi, göz ardı edilmemesi gereken bir nokta olsa da programın baskı aygıtı olarak iş görüyor olmasının sadece küçük bir parçası o kadar.........

© Gazete Duvar