We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

TDV ANILARI…

5 0 0
18.01.2019

Türk Edabiyat Vakıf bir yuva olmuştu bana. En azından haftada bir oradaydım. Çarşamba akşamları yapılan kültür sohbetlerinde edebiyat dünyasına dalıyordum. Adını kitaplardan duyduğum ulu insanları dinliyordum, sohbetlerin ardından Çemberlitaş’taki Karababa Tekkesi’ne çorba içmeye gidip kitapların arasında yaşayan Ahmet Amca’yı ziyaret ediyorduk. Karagümrük’te Türk Tasavvuf Musikisi Yaşatma Vakfı’ndaki meşklere katılıyorduk. Çatladıkapı’daki Marmara Kafe’de romanı, öyküyü, şiiri sigara kağıdına sarıyor, nargileye katıyor, adaçayı bardağında karıştırıyorduk. Türk Ocağı’nın, İlesam’ın, Süleymaniye kahvelerinin gediklisiydim artık. Kimleri tanımadım oralarda… Her birinin biyografisi cilt cilt kitap konusu olacak türden renkli, sıradışı bir sürü insan…

Hukuk mektebinden arkadaşım Gümüşhaneli İsmail Taştan bir vakıf sohbeti çıkışında koluma girip, ‘Çok değil, birkaç yıl sonra sen de konuşacaksın bu kürsüden’ demişti. 1998 Şubat’ının ilk haftasında ben Vakıf Kürsüsünde Türk hikayeciliği konulu bir konuşma yaparken İsmail Gümüşhane Barosuna kayıtlı bir avukattı artık. Toplantının haberi gazetelerde yayınlandığında sevinçten uçuyordum.

Sonraki yıllarda ‘Ahmetcik’in Evi’ 97 yılında ‘Bir Garip Mezar’ müteakip sene de ‘Piri Paşa’nın Sırrı’ adlı öykülerimle dereceye girdim. Aldığım ödülü gözüm görmüyor, bir an önce kendi yazdığım kitabımı elime almak istiyordum.

Bir kitabım vardı benim… Ancak yirmi yaşında bir gencin yazabileceği türden iddialı bir kitap. Kuzenimi kaybettiğim günlerde siyah kaplı bir deftere el yazısıyla yazmıştım onu. Babıali’de valilik binasının altında bir apartmanda bulunan Timaş’a beni kim gönderdi, nasıl gittim hatırlamıyorum.

Hafif öne eğik yürüyen, topluca bir beyefendi ilgilenmişti benimle. İsmet Bey… Defterimi aldı. Birkaç gün sonra arayıp çağırdı. Gittim, yayınevini dolaştırdı, adını duyduğum ama eserini okumadığım birkaç yazar çizerle tanıştırdı.

‘Beni kalemine saygı duyup onun kıymetini teslim eden biri olarak hatırlamanı rica ederim,’ dedi.

Sonraki görüşmemizde Beşir Ayvazoğlu’nun karşısına çıkardı beni. Beşir Bey, mağrur bir edayla bakıp neler okuduğumu sordu. ‘Batı klasiklerini okudum. Türk Edebiyatından Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Yusuf Atılgan, Sait Faik, İlhami Bekir Tez, Ömer Seyfettin…’ adlarını bir çırpıda sıraladım.

Ciddi bir yüzle.

-Okumalısın, dedi.

-Tamam ama kitabımın yayınlanmasını da istiyorum, diye karşılık verdim.

-Kimi yazarlar ilk kitaplarını yayınlamamış olmayı dilerler. Acele etmemelisin. Okuman gerek, dedi.

Okumuşluğumun yeterli görülmemesi kibrime dokunmuştu.

Kitap aleminde tanıdığım en kibar, en yapıcı, en beyefendi kişilik olan İsmet Bey’e kaba sayılacak bir üslupla teşekkür edip ayrıldım yanlarından. İsmet bey benimle birlikte kapıya kadar geldi ve bana,

-Safiye Erol’un Kadıköy’ün Romanı, Ülker Fırtınası, Ciğerdelen gibi romanları var. Baskısı yok ama yayınevi arşivinde ararsak bulabiliriz, dedi.

-Zahmet etmeyiniz, ben bulurum, diye karşılık verdim.

Beyefendice gülümsedi.

Yıllar sonra Şehzadebaşı külliyesinde bir akşam yemeğinde karşılaştık kendisiyle. Aradan geçen yıllara rağmen tanıdı beni. Halleştik.

Yaşıyor mu acaba… Her şey bir yana onunla dostluk kurmadığıma, ziyaretine gitmediğime, arayıp sormadığıma çok ama çok pişmanım. Keşke onunla ilgili de bir öyküm olsaydı.

Ya Beşir Bey… Birkaç ay önce kitabını imzalatırken onunla olan hatıramı naklettim. Anımsayamadı. Kalabalık içinde olmasaydık, çeyrek yüzyıl önce verdiği öğütü dinlemediğim için özür dileyecektim.

Ah benim bu Asitaneli Mehmet Said Efendiden yadigar koca burnum…

. . .

Siyah kaplı defterdeki el yazısıyla yazılmış romanı Babıali’de vakti zamanında gencecik amcamın ölüsünün bulunduğu binanın yakındaki apartmanın üst katında abdest almak için çoraplarını çıkarmış, sigaranın birini diğeri ile yakan, gözlerinden uyku akan, sakallı bir adam basıverdi. Yaşım henüz yirmi ikiydi ve tuğla gibi bir kitabın üzerinde adım vardı.

El yazısıyla yazılmış onlarca mektup geldi memleketin her yanından. Artık bir usta kalemin gazete........

© Harbi Gazete