We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ahu Özyurt: Kadınlar ekrandan siliniyor

25 9 290
17.01.2019
Yeni kurulan Woman TV’nin ilk Yayın Yönetmeni olan deneyimli televizyoncu Ahu Özyurt kadınların anaakım ekranlardan yavaş yavaş uzaklaştırıldığını söylüyor.

Demirören Grubu tarafından Doğan Medya Grubu’ndan satın alınarak el değiştiren CNN Türk ekranına veda eden isimlerden birisi de Gazeteci Ahu Özyurt olmuştu. On beş yıldan bu yana muhabir, temsilci, haber sunucusu, moderatör olarak çalıştığı haber kanalı CNN Türk’le yaşadığı zorunlu ayrılıktan sonra Sputnik Türkiye – RS FM’de mikrofon başına geçen deneyimli haberci Özyurt, 2018 yılı sona ermek üzereyken 24 Aralık günü yayın hayatına başlayan Woman TV kanalının genel yayın yönetmeni koltuğundaki isim olarak karşımıza çıktı. Kendisini ziyaret edip her şeyin nasıl gittiğini sormanın tam sırası diye düşündük ve Özyurt ile yoğun bir iş gününün ortasında yeni ofisinde buluştuk.

Başına geçtiği ilk kadın kanalının vizyonunu aktarırken ulusal kanallarda yer alan “kadın kuşağı” kategorisindeki yapımları eleştiren Ahu Özyurt, başarılı gazetecilerin yaptığı bazı programlarda suçun desteklendiğini, teşvik edildiğini hatta görkemli ve güzel bir şeymiş gibi saatlerce ekranda konuşularak reyting malzemesi edildiğini saptadıktan sonra, bu tutumun hem toplum psikolojisi hem de ülke güvenliği adına risk oluşturduğunu söyledi. Nitekim, bu mülakatı yaptığımız sırada “Palu Ailesi” skandalının patlak vermesine yalnızca günler vardı… Reyting mekanizmasının ve reklamverenin sorumluluğunun altını kalın hatlarla çizen Özyurt, bu tür yayınların yol açtığı/açacağı toplumsal riskleri kesin bir açıklıkla ifade etti. Dikkatlerinize sunuyoruz. Kayıttayız.

Hayırlı uğurlu olsun öncelikle. Geleneksel medyanın bu kurak döneminde yeni bir televizyon kanalı, üstelik bir kadın televizyonu haberi kulağa iyi geldi doğrusu. Nereden çıktı, nasıl doğdu Woman TV?
Birkaç yıldır aslında böyle bir ihtiyaç konuşuluyordu. Hatta bazı büyük grupların da ilgilendiği, medyada sürekli kulaktan kulağa yayılırdı ama böyle şeylerin yapılması hakikaten zaruret ve genelde yumurta kapıya dayandığında gerçekleşir, bizde de öyle oldu. Alt yapısı çok iyi hazırlanmış bir kanalın hızlıca kadın kanalına dönüştürülmesine karar verdi kanalın sahibi Recep Canpolat, denizhaber.com’un da sahibi aynı zamanda. Ve birkaç aydır yapılan hazırlığın üzerine elimizdeki malzemelerle biz de hızlıca 24 Aralık’ta yayına soktuk kanalı.

Hedefleri ve ilkeleri nelerdir bu yeni kanalın?
Öncelikle Woman TV ismine takılanlar var ki hakikaten içleri ferah olsun, biz İngilizce ismi, bu markayı büyütelim ve başka yerlere de taşıyabilelim diye tercih ettik. Nasıl Big Chefs kimseyi rahatsız etmiyorsa ve artık dünyanın her yerinde bu markayı görebiliyorsanız, biz Woman TV’yi de Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Asya’da her yerde görelim ve oradaki kadınlar da kendi Woman TV’lerini yaratsınlar istiyoruz. Bunu netleştirdikten sonra, hakikaten kadına dair her şeyi rahat rahat konuşabileceğimiz, erkeklerin de olduğu, bize fikir verdiği, güç verdiği, bizi eleştirdiği ama daha çok kadınların konuştuğu bir kanal olsun istedik. Çünkü ben yıllarca moderatörlük, haber sunuculuğu yaptıktan sonra kademeli olarak fark ettim ki aslında bu ülkenin çok yetenekli, çok akıllı, becerikli kadınlarının, siyasetin hangi çevresinden olursa olsun bir süredir ana-akım ekranlardan yavaş yavaş silindiklerini görmeye başladık. Sesimizin azaldığını görüyoruz. Her cepheden kadın için geçerli bu ve herkes de şikâyetçi. Üç kadın bir araya geldiğimizde, muhafazakâr da olsak, liberal de olsak, solcu da sağcı da olsak, hepimiz aynı şeylerden şikâyet eder hâle geldik ve birbirimize destek olma zamanı bu zamandır, şimdidir. Dünya konjonktürü buna uygun, Türkiye buna uygun, onun için hep birlikte yola çıkalım istedik.

‘Kız çocuklarına borcumuz var’

Dediğin gibi son yıllarda kadınlar ekranlardan ve gazete sayfalarından hızla uzaklaştırıldı. Siyasi yorumcular, kültür yaşam alanlarında üretenler, kimler kimler dışlandı. Bu yoksunluk hayatı ve medyayı nasıl etkiledi?
Kısaca şöyle değineyim, bir süre belki uzaklaştırma, sonrasında da artık gönüllü olarak, yine her kategoriden kadının, kendilerini artık oraya ait görmedikleri için çekildiklerini görmeye başladık. Artık yazacak yerimiz, söz söyleyecek yerimiz yok, tartışma programlarında bize doğru ortam verilmiyor diyen çok kadın var. Sadece görünmek için görünmek istemiyorlar, pek çok sanatçı, yazar, köşe yazarı… Ama bu, hayatta kadının azaldığı anlamına gelmiyor. Ben kanalı kurduğumuz gün fark ettim ki biz nerdeyse büyük bir petrol kuyusunun veya altın madeninin üzerine oturmuşuz. Aşağıdan öyle bir gürül gürül geliyor ki potansiyel. Dediğim gibi partiler üstü, siyaset üstü, her cenahtan kadın kendi sesini ve kendi yaptığı işi burada göstermek istiyor. Bizim onlara çok büyük borcumuz var, arkadan gelen kız çocuklarına çok büyük borcumuz var, çok büyük bir yükümlülüğümüz var. Başarmak, daha iyisini yapmak, hatta rekabet etmek zorundayız.

‘Bu konulara girmeyin deniyordu’

Kişisel maceranda biraz geriye dönersek, CNN Türk’te uzun bir süre direndin. Ben izlerken çok zorlandığını görüyordum ekranda mesela. Sen bunu en çok ne açılardan hissettin? Hakkında program-haber yapmak isteyip de yapamadığın konular oldu mu?
Oldu. Satış sürecine kadar daha enteresan bir kontrol içindeydik. Aman grup sıkıntıya girmesin vs. gibi. Biraz daha kendimizi tuttuğumuz bir dönemmiş, şimdi uzaktan bakınca daha net görüyorum. Satıştan sonra bize söylenen, çok uzunca bir süre hatta seçime kadar herhangi bir müdahale görmeyeceğimiz, personel anlamında da herhangi bir müdahale olmayacağı şeklindeydi. Sonra işte yöneticidir, kanalın sahibidir, politikası değişmiştir veya başka bir tercih gelmiştir eline… Sonuçta yolumuzu ayırmak zorunda kaldık… Dolu dolu, aralıklarla 15 sene, Washington temsilciliğine kadar her şeyini yaptım. Oturup montajını da yaptım, sahada muhabirliğini de yaptım, en sonunda tartışma programı moderatörlüğü de yaptım. Galiba yine de moderatörlük ve haber sunuculuğu en sıkıntılı ve zorlu olanı. Sahada olmak, kendi haberinden sorumluk olmak en keyifli kısmıydı. İçeride olunca, enteresan biçimde yani konuların ve konukların bu kadar dar bir havuzda belirleniyor olması can sıkıcıydı. Bazı konulara siz girmeyin deniyordu. Bazı konukları siz çağırmayın, onu işte Şirin alacak, deniyordu mesela. Yani editöryal tercihlerse bunu anlayabilirim ama bir süre sonra belli ki idari tercihlermiş. Şimdi bakınca........

© Journo