We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Garbzede Şah ve İran’ın İlk Milli Marşının Hikayesi

22 4 13
02.12.2018

19’ncu yüzyılda Avrupa kolonyalizminin odağındaki ülkelerden biri olan İran, komşusu Türkiye ile karşılıklı etkileşimi koruyarak, dozajı düşürülmüş bir modernleşme ve batılılaşma sürecine adım atmıştı. Bunun sebebi, tıpkı Osmanlılar gibi, İranlıların da savaşlarda Ruslara ve diplomaside İngilizlere mütemadiyen yenik düşmeleriydi. İslamcı, sosyalist ya da milliyetçi, hangi görüşten gelirse gelsin; tüm İranlı tarihçilerin görüş birliği ettiği üzere 1794’ten 1925’e dek egemen olan Kaçar Hanedanı memleketi karanlığa boğmuştu: Kafkaslar, Horasan ve Körfez bölgesi elden çıkmış; ülkedeki yerli üretici Avrupa sanayiine teslim edilmiş; İran’daki tüm değerli işletmeler, bankalar, bakanlıklar ve hatta güvenlik güçleri batılılara devredilmişti.

Bu duruma yol açanların başında gelen Nasıreddin Şah önlem olarak batı tarzı reformlara başvuruyordu. İlginç bir karaktere sahipti Nasıreddin Şah; Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid karışımı bir monarktı: Reform meraklısıydı fakat kurduğu keyfi idare ve istibdat, İran’ın en önemli ıslahatçılarından Emir-i Kebir’in canına mal olmuştu. Fotoğraf sevdalısıydı, yabancı diller ve şiirle ilgileniyordu; İran’ın ilk modern üniversitesi “Dar’ül-Fünûn”u kurmuş ancak mollalarla iş birliği içinde farklı din ve siyasi görüşten pek çok İranlıyı katledip ülkeden sürmüştü. Muhafazakarların çağdaşlaşma taraftarı aydınlara taktığı ismi tekrar etmek gerekirse; Nasıreddin Şah, tam da bu anlamda bir “Garbzede” idi. Şeklen “Frenk” ancak kafada “despot doğulu”.

Nasıreddin Şah, 1873 yılında ilk Avrupa seyahatinin hazırlıklarına koyuldu. Osmanlı Sultanı Abdülaziz’den sonra ilk defa doğulu bir hükümdar........

© Komplike Dergi