We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Adl ismi ve evrensel denge, Sure-i Rahman ve Bediüzzaman

4 0 0
16.12.2018

Rahman suresindeki temaların en önde geleni Allah’ın Adl ismidir. Adl ismi Bediüzzaman’ın tabiri ile “ismi Azam’ın altı nurundan biridir.” Adl isminden doğan ve onun fiilleri muvazene, mizan ve tevzindir. Rahman suresinin tefsirlerinde hep mizan kelimesi terazi olarak alınır ve ölçüyü, tartıyı güzel yapmak yönünde dünyevi bir mana kastedilir. Bediüzzaman mizanı, muvazeneyi, tevzini anlatırken kainat büyüklüğünde bir fiiller yansımalarını nazara sürer ve serer. Ağlıyorum, bu ülkenin aydını gibi geçinen insanlarının bu manayı klasik ve donmuş, asırların heykeline dönmüş meani-i aliyeyi, kainat çapındaki bu teşhis ve gözlemleri görmeyip Bediüzzaman’a bühtan etmelerine. İnsan bu kadar kör olabilir mi, ne olacak “kor kafalılar.” Taif’te taşlanan Nebiler Nebisinin (asm) tepkisi ne kadar anlamlıdır: “Bilselerdi yapmazlardı.” Büyük meleklerin reisleri Taif’i yerle bir etmeyi isterler Hülasa-i Kainattan o da gelecek müminlerin hatırına bu isteğe iyi bakmaz.

Adl ismini bütün ilimlerin verileri ve mizanları ile yazmak… Bediüzzaman nedir? İlim adamı mı, din adamı mı, İslam filozofu mu, ilim felsefecisi mi, kelamcı mı, bütün ilimleri birbiriyle ilişkili şekilde yorumlayan ismi konmamış bir ultra din, dava, iman, İslam adamı mı?

İsmi Adl‘i o kadar geniş bir perspektiften alır ki, bu nasıl müşahade azameti, okyanus gibi bir zihin ve göz, bütün kainatı nazar-ı teftişinden geçirmiş bu üç arkadaş kelimeye göre okumuş, mizan, muvazene ve tevzin. Newton’a demişler “siz büyük insansınız büyük sırlar yakaladınız kainattan.” O muvahhid büyük fizikçi “Ben sırlar okyanusu olan kainattan kıyıda birkaç taş buldum, daha sonsuz şeyler var” demiş. Gidin bu muhteşem surenin tefsirlerine bakın o okyanustan birkaç taş bile bulamamışlar. Adl ismi ile ilgili teşrihi, ameliye-i zihniyesi, analiz ve anatomist tavrı gözlerin ve zihinlerin tedkikat-ı zihniyenin, nazarı amikin Everest tepesi. Kafam ağıldan kaçan koyunları, kuzuları yakalamaya çalışan çoban gibi. Tuttuğum kelimeyi yazıyorum, kaçanın hesabı mı var.

Bediüzzaman ile uğraşanlar Kur’an güneşinin ışıklarını karanlık yüreklerinin zifiri renkleriyle kapatmaya çalışıyorlar.

Allah’ın Adl isminin bütün kainata yansımaları Allah’ın fiillerini okumaktır, insan okuyunca bu büyük failin azametini anlar. Zihninde o azametin tahakkuk ettiği oranda alnını secdeye koyduğunda küçüklüğün bu teşrihatın büyüklüğü ile anlar.

Adl isminin girişinde üç parağrafta bu ismin otuz değişik görünümlerini, yansımalarını, meşhudatı ile anlatır.

Tenasüb, mizan, mevzuniyet, muvazene, nizam, mizan-ı azim-i adalet, müvazene-yi amal, müvazene-i ekber, ism-i adlin cilve-i azamından gelen kainattaki adalet-i tamme, adalet, tevzin.

Bu Adl isminin aşağıdaki gözlemlerle teşrih edilmesi, anlatmanın maya bozucu tesiri ile anlatılmaz, en iyi sevgili metin yüz yüze kalınan metindir, anlamak şartı ile, tarif ve taakkul ile olmaz:

Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi
وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan Adl isminin bir cilvesi, Birinci Nükte gibi, Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa göründü. Onu yakınlaştırmak için yine temsil yoluyla deriz:

Şu kâinat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkanan bir şehir var. Ve o şehirde her vakit harp ve hicret içinde kaynayan bir memleket var. Ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir âlem var.
Halbuki, o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor; bilbedâhe ispat eder ki, bu hadsiz mevcudatta olan hadsiz tahavvülât ve vâridat ve masarif, herbir anda umum kâinatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir birtek Zâtın mizanıyla ölçülür, tartılır. Yoksa, balıklardan bir balık, bin yumurtacıkla ve nebâtattan haşhaş gibi bir çiçek, yirmi bin tohumla ve sel gibi akan unsurların, inkılâpların hücumuyla, şiddetle muvazeneyi bozmaya çalışan ve istilâ etmek isteyen esbab başıboş olsalardı veyahut maksatsız, serseri tesadüf ve mizansız, kör kuvvete ve şuursuz, zulmetli tabiata havale edilseydi, o muvazene-i eşya ve muvazene-i kâinat öyle bozulacaktı ki, bir senede, belki bir günde hercümerc olurdu. Yani, deniz karma karışık şeylerle dolacaktı, taaffün edecekti. Hava gazât-ı muzırra ile zehirlenecekti. Zemin ise bir mezbele, bir mezbaha, bir bataklığa dönecekti. Dünya boğulacaktı.”

Kuran’ın tefsirinde ilimlerle atbaşı gitmek gerektiğini bu metin ortaya koyar. Dengeyi sağlamak sorunu dinden ziyade ilimleri ilgilendiren bir hakikat ama mizan kelimesinden bütün kainattaki olayları, hem de denetlenmesi zor olan tabiat vakalarını gözden geçiren, teftiş eden bir müteammim nazar, bir kainatı ihata eden dengeyi sağlayan ve denetleyen büyük bir basar nasıl meharetle anlatılmış.

Sel gibi unsurlar
Esbabın başıboş telakkisi, serseri tesadüf,
Kör ve mizansız kuvvet,
Şuursuz tabiat

Yukarda natüralistlerin telakki ettiği durumları nazara vermiş. Onlara göre elementler nasıl denetlenir, sebebler nasıl kontrol edilir, tesadüfün rastlantıları, kuvvetin mizansız ve dengesiz olması, tabiatın yaptığı işin hikmetini ve gayesini düşünemeyip........

© Risale Haber