We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Oyunun Efendileri: Futbolu farklı niyetlerle kullananlar

37 7 74
12.02.2019

James Montague’nun son derece sürükleyici ve bir o kadar da çarpıcı kitabının adı Oyunun Efendileri1. Kitabı okuduğunuzda anlatılanların sadece futbola ilişkin olmadığını aynı zamanda içinde yaşadığımız küreselleşme süreçlerinin, tüm alanları olduğu gibi futbolu da nasıl tarumar ettiğini bir kez daha anlamış oluyorsunuz. Aslında bu durum çok da şaşırtıcı olmasa gerek çünkü futbol denilen alanın yükselen neo-liberal dalga ile birlikte giderek daha fazla kullanılması sonrasında, oyunda dönen para miktarının artması ile birlikte buradan nemalanmak isteyen çok farklı kesimler, söz konusu kitleselliği kullanma yoluna gittiler. İşte bu kitapta başta Sovyetler Birliği sonrasındaki Doğu Avrupa’daki oligarklar olmak üzere, Amerika’daki para babalarının yanı sıra Asya’dakiler ve tabii ki petrol-doğalgaz zengini şeyhlerin bu alana olan ilgisinin nedenlerini daha iyi kavrayabiliyorsunuz.

Türkçe baskıya yapılan önsözün son paragrafında yazar, kitabı niçin yazdığını öylesine güzel anlatıyor ki: “…dünyanın en zengin adamlarının oyunu nasıl ele geçirdiği ve bunların niyetlerinin nasıl hiç de masum olmadığı. Birileri size spor ve politikanın bir araya gelemeyeceğini söylerse, onlara inanmayın. Şimdi birbirlerine hiç olmadığı kadar bağlılar. Ve bu bağlantılar derinleşecek ve umuyorum bu kitabın ilerideki güncellenmiş baskıları için kaydedilecek. Çünkü nihayetinde yazarlar kitaplarını bitiremezler. Tam olarak değil.” Kitap dedektif Lester Freamon’ın zihin açıcı bir sözü ile başlıyor: “ Uyuşturucuları takip edersen, seni madde bağımlılarına ve tacirlere götürür. Ama parayı takip etmeye başladığında, onun seni hangi cehenneme götüreceğini bilemezsin”.

1989 yılını iki olay açısından futbol tarihinde önemli bir konuma oturtuyor yazar, ilk olay Hillsborough faciası sonrasında Taylor raporu ile İngiltere futbolunun başka bir evreye geçişi. İkincisi ise “futbolun ekonomik evriminde önemli bir rol oynayacak, sismik bir politik ve sosyal sarsıntının da yılıydı, o yılın kasım ayında Berlin duvarı nihayet yıkıldı”(27). Yazar duvarın yıkılması sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri, ilerleyen aşamada ortaya çıkacak olan futbolun dönüşümündeki katkıları açısından farklı bir perspektifle önümüze koyuyor. “Post-komünist yapılanma, tüm dünyada bir özelleştirme ve serbestleştirme sistemine hız vererek, ister Birleşik Krallıkta ister Rusya’da olsun, zenginliği belli ellerde topladı ve eşitsizliği arttırdı. Tarihçi Niall Ferguson’ın Donald Trump’ın ABD başkanlığına seçilmesinin ardından Boston Globe’da yazdığı gibi, 1989’da kapitalizmin ve liberal demokrasinin zaferine tanıklık ettiğimizi düşündük. Ne yazık ki yanıldık. Anlaşılan kazanan taraf oligarşi ve onu meşru kılan popülizm oldu. Milyonerler milyarder oldular ve futbol, özellikle de Premier League, bu yeni ultra zengin sınıfın ihsanından faydalanmak için doğru yerde doğru zamandaydı”(28).

Aslında futbol ile sermaye arasındaki ilişkinin başlangıcı çok ama çok daha eskilere kadar uzanmaktadır. Buna karşın 1989 yılı sonrası ortaya çıkan gelişmeler beraberinde başka bir evreyi önümüze çıkartırken futbol dünyası için de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. “Chelsea’nin satın alınması sırf İngiliz futbolunda değil tüm küresel oyunda dönüşümü başlatan bir andı. Hesaplar artık geleneksel biçimde dengelenmek zorunda değildi. Abramoviç, tüm hisseleri alıp kulübü özel şirket haline getirmişti. Oyunculara ve ücretlerine harcayabileceği paranın sınırı yoktu. Onlarla yarışmak isteyen, kıyaslanabilir bir gelir kaynağı bulmak zorundaydı. Kulüpler ya zenginleşecek ya da bu uğurda can vereceklerdi. Ama önemli sorular cevapsız kaldı. Roman Abramoviç kimdi? Ve daha önemlisi neden Chelsea’yi satın almıştı?” (45).

Yazar kitabın bu bölümünde tıpkı diğer alt bölümlerde yaptığı gibi sadece futbol kulüplerinin satın alınmasına odaklanmıyor. Bir anlamda bizim önümüze bu kişilerin geldiği yerlerdeki yönetim tarzından tutun da ekonomik ve siyasal anlamda yaşanan gelişmelere kadar bir dizi olaydan haberdar olmamızı sağlıyor. Abramoviç’i anlatırken Putin yönetimine ve bu yönetimin aşırı zenginleşen kişilerle olan tuhaf bağlantılarını da gözler önüne seriyor. “Chealsea Abramoviç’e, Berezovski ve Hodorkovski’nin sunamadığı bir fırsatı sunuyordu: uluslararası görünürlük. Chealsea FC, Abramoviç’in sigorta poliçesiydi”(55).

Soçi’de yapılan 2014 Kış olimpiyatlarının Rusya için bir ekonomik ve sportif güç gösterisi olması hedeflenmişti. Ama bu konuda Boris Nemstov’un hazırladığı rapora göre Putin ve arkadaşlarının ve müttefiklerinin projenin maliyetini tavana vurdurarak kendilerini nasıl zenginleştirdiğini ortaya koyuyordu. “Putin sporun bir politik oluşturmadaki önemini her zaman bilmişti. 2000 Sidney olimpiyatlarına giden atletleri selamlarken: ‘spordaki zaferler bir ulusu........

© T24