We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

CUMHURİYET’İN YÜZÜNCÜ YILINA DOĞRU…

3 10 43
29.10.2018

Mücadelenin en başında; ne temsil heyeti, ne ordu, ne de meclis varken henüz ve de idam hükümleri boyunlarındayken ilan etmişlerdi: “Milli kuvvetleri etkin, milli iradeyi hakim kılmak esastır.” diye.

Ulusal Kurtuluş Mücadelemizin destansı özünü buluyoruz bu esas içerisinde. Erzurum Kongresi’nden Lozan’a dek, tam dört yıl alan bu onurlu savaşım, Gazi Paşa’nın “milli egemenlik nuru” olarak ifade ettiği sonsuz ülküyü gerçekleştirmek üzere verildi.

1923 yılına ulaştığımızda “Cumhuriyet”in fikri var, özü var, ruhu da var; ancak adı yoktu.

Aynı yılın başında yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa, halkın büyük zafer sonrası eğilimlerini ve hürriyet düzenine fikri hazırlığını değerlendirirken, Eskişehir’de şu açıklamayı yapar: “Bugünkü gücümüzün kaynağı, milletin ruhuna, vicdanına, eğilimlerine dayanmamızdır… İzlenmesi akla uygun siyaset, milletin doğal yeteneklerine ve ihtiyaçlarına uygun olandır… Milletler, kendi vicdanlarının eğilimini yerine getirmek ve uygulamak isterlerse, egemenliği elinde tutmak zorundadırlar… Egemenlik artık kayıtsız şartsız milletindir ve milletin kalacaktır. Yönetim biçimi halkın kendisini bilfiil yönetmesi esasına dayanacaktır.” [1]

Kendi ülkesini kimsenin mihneti altında kalmadan, canından ve malından sonsuz bedel ödeyerek kurtarmış olmanın özgüvenini duyan halk, kendi kendini yönetme zorunluluğu anlayışına zaman geçtikçe alışıyordu. Gazi Paşa’nın milli egemenlik ile ilgili sözlerinin daha derin bir anlam ve boyut kazandığı günlerdi.

Monarşi fikrinin batıl ağırlığı altından yavaşça kurtulan halk, onun sözlerini daha bir dikkatle dinliyor, kendi meclisine daha candan sarılıyordu. Onlar sarıldıkça Atatürk, Cumhuriyet’in temellerini hızlandırıyordu.

Devrimlerin olmazsa olmaz örneği olan önder ile halkın büyük uyumu karşısında, 1 Kasım 1922 tarihinde yok olan Saltanat’ın fikri destekçileri ve de tüm Ankara düşmanları, yaklaşmakta olan Cumhuriyet tehditine(!) karşı saldırıya geçtiler. Pek çoğu zaten halk düşmanı bir tutumla hayatlarını var etmişti. Mütareke basını ve çevresindeki iş birlikçilerin muhalefeti, Atatürk’ü yormaya ya da yıpratmaya yetmezdi. Onu yıpratan, Milli Kurtuluş Mücadelesinde birlikte yola çıktığı yoldaşlarının tutumlarıydı. Kazım Karabekir Paşa, “Bizde cumhuriyet olmaz, çünkü geleneksel padişahlığa karşı hürmet ve muhabbet çoktur.”[2] derken; Sakarya Savaşı’nda kaybetmemiz mukadderdir diyerek ordu komutanlığı teklifini reddeden Refet Paşa da İstanbul gazetelerine halife hazretlerinin ve........

© Üçüncü Yol