We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Arşivciliğimiz ne durumda?

236 12 17
14.09.2018

Arşiv sonuçta bir toplumun hafızasıdır.

Ne garip değil mi, düne kadar kendi tarihimizin hırsızı idik. Kendi tarihimizi yabancı arşivlerdeki bilgi ve belgelerden elde ettiğimiz sızıntılardan derlemeye çalışıyorduk. Resmi tarih bir tabu idi, eleştirilemez ve tartışılamazdı.

Sonuçta övgü ve sövgüler arasında kaybolan bir tarihimiz vardı. Oysa tarih bir övgü ya da sövgü kitabı değildi, olmamalıydı, tarih bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimi idi, geçmişin bilgi birikimi ve geleceğin umudu ile bugünümüzü anlamlı ve değerli kılabilirdik ancak.

Olmadı, çünkü arşivimiz yoktu. Ama artık var, en azından oluşmaya başladı bir şekilde.

Sergiler, tıpkı basımlar, yayınlar, Osmanlıca, Farsça, siyakat, ferman/Tuğra-Hat okuma, sanat..

Biliyorsunuz, 16 Temmuz 2018 tarih ve 11 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Devlet Arşivleri Başkanlığı ihdas edilmiştir. Bu konuda doğru yönde ileri doğru atılmış bir adım olarak, kendi alanında bir Milat olma özelliği taşımaktadır. Bu kararda emeği olanlara göre “Yeni Türkiye’nin arşivleri, Devletin akıl ve bilgi altyapısının sağlam bir zemin üzerinde kullanmasını temin edecek bir teşkilat olma yoluna sokulmuştur. Güçlü bir tarihi birikime sahip belge hazinemizin ve aynı zamanda Devletimizin oluşacak olan tüm bilgi ve belgelerinin tek merkezden kontrolünün sağlanması, muhafaza ve erişiminin güvence altına alınması, dünya ilim çevrelerinin hizmetine etkin biçimde sunulmasına imkân tanıyacak olan bu kararname” birçok açıdan bir ilk olma özelliği taşımaktadır.

Türkiye’mizde, her güzel ve doğru işe karşı çıkan birtakım çevrelerin bundan da rahatsızlık duymaları ve işi sulandırma, suyu bulandırma çabaları sürpriz olmayacaktır. Geçenlerde Arşivlerin Başbakanlıktan alınıp Cumhurbaşkanlığına geçirilişi noktasında, Arşivdeki uzmanların topluca görevden alındığına ilişkin haberler bir anda gündem olmuştu. Toplum zaten bu konuda hassas, birileri de bu hassasiyeti kullanarak ortamı bulandırmak istiyor sanki. Aslında bu bizim için sürpriz olmamalı. Bahçe müftüsünün keçisi çalınınca, “Bahçe müftüsü keçi çaldı” diye haber yapan zihniyetten başka ne beklersiniz ki.

Biliyorsunuz malum zihniyet harf devrimi ile Latinceyi getirmedi, Osmanlıcayı yasakladı. Yoksa Osmanlı’da Latince de vardı. Mesela Osmanlı’da Miladi takvim de kullanılıyordu, inkılapla Hicri takvim yasaklandı. Osmanlı’da şapka serbestti inkılapla sarık ve fes yasaklandı. Harf devrimi ile tarihle bağımız kopartılacaktı. Onun için arşiv belgeleri yük trenlerine yüklenip, Bulgaristan’a kağıt fabrikasına kağıt hamuru yapılmak üzere gönderildi de, neyse ki bir insaf sahibi işin farkına vardı ve........

© Yeni Akit