We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Din, umumun mukaddes malıdır

20 9 21
14.06.2018

“Neden geldin geleli siyasete karışmıyorsun?”

Dedim: “Euzü billâhi mine’ş-şeytâni ve’s-siyaseti.” [Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım.]

“Evet, İstanbul siyaseti İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim ile telkin eder, biz kendimizden hayal edip, asammâne tahribimizde eser-i telkini icra ederiz.

Madem ki menba Avrupa’dadır. Gelen cereyan ya menfî veya müsbettir. Menfîye kapılan harf gibi ‘Delle alâ ma’nân fî nefsi gayrihî’ [Başkasındaki bir manaya delâlet eder.] yahut ‘Lâ yedüllü alâ ma’nen fî nefsihî’ [Kendi kendine bir manaya delâlet etmez.] tarif edilir. Demek bütün harekâtı, bizzat hariç hesabına geçer. Çünkü iradesi hükümsüzdür. Hulûs-u niyeti fayda vermez. Bahusus menfî iki cihet-i zaaf ile hariç cereyanının kuvvetine bir alet-i lâya’kıl olur.

“Diğer müsbet cereyan ise -ki, dâhilden muvafık şeklini giyer- isim gibi ‘Delle alâ ma’nen fî nefsihî’dir. [Kendisinde bulunan bir manaya delâlet eder.] Hareketi kendinedir. Tebaî haricedir. Lâzım-ı mezhep mezhep olmadığından, belki muahez değil. Bahusus iki cihetle kuvveti, hariç cereyanın müsbet ve zaafına inzimam etse, harici kendine alet-i lâyeş’ur........

© Yeni Asya