We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kendi kendimizin seyyahı iken…

17 0 0
15.01.2019

Hepimiz kendi iç dünyalarımızın gezginiyiz, evet. Lakin nerelerde geziniyoruz, kendi gerçeğimize varana kadar, hangi duraklarda dinleniyor, hangi paralellerden meridyenlere atlıyor, hangi karasulardan açık denizlere akıyoruz, kim bilir!

Yeryüzündeki fiziki seyahatlerimizin elbette batında, iç dünyamızda pek çok karşılığı var. Dışımızda bizi dürten her şeyin içimizde bir yansıması var ne de olsa. Mısır piramitlerinden sahraya, hem kutsal Eriha şehrinden hem Ürdün tepelerinden Lut gölüne inerken tıpkı İran’da birlikte aktığım Zayende ırmağının çöle kavuşup kuma dönüşmesi gibi, her şeyin bir şeye dönüştüğünü fark etmiştim.

Çölde kum ile gecedeki yıldız arasında bir bağ vardı. Hiçbir şeyin yok olmadığını ve bu kesilmeyen bağı (belki uçsuz ip demeliyim) hep seyahat halindeyken gözlemledim. Peki Türkistan bozkırındayken bile Yesi’den antik Otrar şehrine giderken pergelin sabit ayağı gibi kalbimle Anadolu’da olduğumun bilincine ne zaman vardım?

Belki Kabe’de; veda tavafı esnasında hiçbir şeyin bitmediğini, Kabe’ye veda etmek diye bir şey olmadığını, onun (hazreti insanın) alemlerin kalbi olduğunu hissettiğim bir anda. Hayır ben yersiz yurtsuz değilim demiştim. Bugünün kendilerine dünya vatandaşı diyen ve vatan, millet bayrak denilince ya ırkçı ya hamasi bir yüceltme, bir putlaştırma addedenler gibi bakmıyordum artık. Tavaf ibadeti beni genişletmişti.

***

Varlığın kalbinde olabilmenin zahiri yolu illa bir yere aidiyet duymaktan geçiyordu. Kabe gibi her yönden tavaf edilesi bir mahalde, kalbimin mahrem bir dehlizine dalmıştım.

Evet dedemin köyünün Anadolu’nun ortasında, sarp kayalar, yüksek dağlar arasında, ulaşımı son derece zor bir diyarda olduğunu, oraya akrabaları ziyaret amacıyla gittiğimde / yuvaya döndüğümde ancak fark etmiştim. Kalp gibi mahremdi insanın sıla-i........

© Yeni Şafak