We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

‘Sarı Yelekliler’ plütokrasiye karşı…

22 6 18
15.01.2019

“Nehir yatağından taştığında, önüne kattığı her şeyi alıp götürür”

İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimleri sonrasında peydahlanan ‘temsilî demokrasinin’ demokrasiyle bir ilgisi yoktu. Aslında söz konusu olan hakların değil, plütokrasilerin iktidarıydı. İnsanlar plütokrasi tarafından sahnelenen ‘temsil oyununun’ figüranlarıydı sadece… 4-5 yılda bir tekrarlanan seçimler, sömürüyü, yağma ve talanı oylatmaktan-onaylatmaktan ibaretti… Esasen temsili demokrasi bir oxymore’dur ve oxymore yan yana getirilmemesi gereken iki kelimeyi veya kavramı yan yana getirmektir. Olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeyi amaçlayan ideolojik bir manipülasyondur. Neden sürdürülebilir kalkınma deniyor? Eğer gerçekten kalkınma diye bir şey olsaydı, kalkınmanın önüne “sürdürülebilir” niteleme sıfatı getirilir miydi? Eğer gerçekten demokrasi olsaydı, önüne “temsili” niteleme sıfatı koymaya gerek olur muydu?

Aslında ‘temsili demokrasi’, demokrasinin önünü kesmeyi amaçlayan bir manipülasyondu. Temsil, Ortaçağın bir pratiğiydi. Monarklar, krallar, imparatorlar, temsili, varlıklı sınıflardan vergi almanın bir aracı olarak görüyorlardı… Başka türlü söylersek, vergi alma karşılığında verilmiş bir ödündü ve zaten dönemin sloganı da temsil yoksa, vergi de yok… şeklindeydi. Burjuva devrimlerinden sonrasının yeni egemen sınıfı olan burjuvazi, temsili demokrasi denileni dayattı. İlerleyen dönemde demokrasiyle ilgisi olmayan bir egemenlik biçimi, hikmetinden sual olmaz demokrasi sayıldı. Zaten başlarda parası olanların, servet sahiplerinin seçme ve seçilme hakları vardı. Ezilen ve sömürülen sınıfların, kadınların mücadelesiyle seçme ve seçilme hakkının genelleşmesi, şeylerin seyrini değiştirmedi. Mülk sahibi egemenler, başta işçi sınıfı olmak üzere, ezilen ve sömürülen sınıfların ‘tehlikeli sınıf’ olmaktan çıktığını düşündüklerinde seçme ve seçilme hakkını ‘tanıdılar’…

Burjuvazi, iki aşamanın sonunda egemen sınıf katına terfi etti ve temsilî demokrasi denilen bir yönetim tarzı olarak dayattı… Birinci aşamada Soyluluğa ve Klerjey’e (Kilise) karşı Prensle (Hükümdar) taktik amaçlı bir ittifak yapılmıştı. İkinci aşamada da Prense (Hükümdara) karşı emekçi sınıflarla taktik bir anlaşma gerçekleştirildi. İşte o ‘geçiş döneminde’ burjuvazi ezilen ve sömürülen sınıfların desteğini almak için ‘özgürlük’, ‘eşitlik’ ve demokrasi gibi kavramları sıkça telaffuz edecekti.. Herhalde kimse bu durumu, burjuva üniversitelerinin vazgeçilmez ultra-liberal filozofu İngiliz Herbert Spencer (1820–1903) kadar açık yüreklilikle ifade etmemiştir. Spenser şöyle diyordu: “Geçmişte liberalizmin işlevi, kralın iktidarına........

© Yeni Yaşam