We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Devrim nedir? Dünden bugüne devrim anlayışı (2)

4 1 68
17.01.2019

Peki, devrim nedir? Neydi? Şimdi, 69’ları, Türkiye’yi içine alarak kasıp kavurmaya başlayan o rüzgârları bir yana bırakarak, bizleri -- TİP dahil hepimizi -- etkileyen o ideolojik dünyanın (devrim anlayışının) nasıl ortaya çıktığına bir bakalım.

Evet, 20. yüzyıldan bahsediyoruz. Unutmayın, 20. yüzyıl aynı zamanda ideolojilerin yüzyılıydı. Bir yanda, ulus-devletlerin pazar paylarını arttırmak ve dünyayı yeniden paylaşmak için geliştirdiği ideolojiler vardı -- faşizm neydi ki? Diğer yanda ise, artık “kendisi için bir sınıf” haline gelmeye başlayan; baskı ve sömürüye karşı kurtuluş bayrağını açan işçi sınıfı ve onun ideolojisi... Böyle bir dünyada işçi sınıfı, “kendisi için varlığı”nı ispatlayan bir ideoloji üretmekten başka ne yapabilirdi; oturup da sağmal inek gibi sütünün sağılmasını mı seyredecekti? Hayır dedi tabii ki. Ve madem öyle, işte böyle diyerek isyan bayrağını açtı. Olay budur. İşçi sınıfı ideolojisinin ve bunu haklı göstermeye zemin teşkil eden “işçi sınıfı bilimi”nin çıkış noktası budur!

O andan itibaren işçi sınıfı, koordinat sisteminin merkezi olarak kendisini alıyor; buradan baktığı zaman görünenleri esas alarak kendine bir dünya görüşü oluşturuyordu. İşte “Diyalektik Materyalizm”in ortaya çıkış koşulları bunlardır.

İşçi sınıfı devriminin özü neydi?

Bu konuda Mahir Çayan şöyle yazmıştı: “Marksist devrim anlayışı, sürekli ve kesintisiz bir ihtilâl sürecini öngörmektedir. Devrim, halkın devrimci girişimiyle -- aşağıdan yukarı -- mevcut devlet cihazının parçalanarak politik iktidarın ele geçirilmesi ve bu iktidar aracılığıyla -- yukarıdan aşağıya -- daha ileri bir üretim düzeninin örgütlenmesidir.”[1]

Aslında bu paragraf her şeyi; o zaman Mahir’in de, bizim hepimizin de (ve Manifesto yayınlandığından bu yana Marksizme inanan, bu uğurda can veren bütün insanların da) devrim anlayışını, “devrim” derken ne anladıklarını açıklıyordu.

Ortada bir sistem vardı; burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki üretim ilişkileriyle tanımlanan kapitalist sistem. İşçi sınıfının dünya görüşüne (Diyalektik Materyalizme) göre şeyler (nesneler, varlıklar) mutlak ve objektif gerçeklikler olarak, kendilerinin yarattığı “zıtları”yla birlikte, onlarla “birlik ve çelişki” ilişkisi içinde varoluyordu. Her şeyin özü, temeli, varoluş zemini buydu. Nasıl burjuvazi, kapitalist üretim ilişkilerince belirlenen kapitalist sistemi temsil ediyorsa, aynı şekilde, “kendi yarattığı zıddı” olan işçi sınıfı da, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetiyle ifade bulan bir başka, “sosyalist” sistemi temsil ediyordu. Zamanla kapitalist sistem içinde üretici güçler gelişecek; burjuvazi tarafından temsil edilen kapitalist üretim ilişkilerinin içine sığmaz hale gelecek; buna paralel olarak işçi sınıfı da uygun zaman ve koşullarda, önce “politik bir devrimle burjuvaziyi alaşağı ederek iktidarı ele geçirecek; sonra yukardan aşağıya, üretim araçlarının özel mülkiyetine bağlı kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldırıp bunların yerine, üretim araçlarının mülkiyetinin bütün bir topluma ait olduğu [tabii toplum adına “işçi sınıfı devleti”ne ait olduğu] kendi sosyalist sistemini inşa edecekti!..

Dikkat edilirse burada devrim, birbiriyle içiçe, ancak iki aşamalı olarak gerçekleşmekteydi. İşçi sınıfının iktidarı alarak mevcut burjuva devlet mekanizmasını parçalayıp kendi devletini (sosyalist devleti) inşa etmesi anlamında “politik devrim” ve daha sonra, artık iktidarı elinde tutan, devlete hâkim olan işçi sınıfının, üretim araçlarının özel mülkiyetini adım adım lağvederek bunun yerine sosyalist üretim ilişkilerini koyması anlamına gelen ”sosyal devrim.”

Bunun neden böyle olduğu, yani devrimin neden iki aşamalı olduğu ise şöyle açıklanıyordu: Kapitalizm artık ilerici (üretici güçleri geliştirici) özelliğini kaybetmiştir. Kapitalist toplum ve burjuvazinin siyasi egemenliği devam ettiği müddetçe, üretici güçlerin sistemin içinde gelişmesi üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini ortaya çıkaracak noktaya gelemez. Başka bir deyişle, feodal toplumun içinde kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesinden farklı olarak, kapitalist toplumun içinde sosyalist üretim ilişkileri gelişemez. Bu nedenle işçi sınıfı ve müttefikleri önce bir kalkışmayla iktidarı almalı; sonra iktidarı ve devlet aygıtını kullanan bir toplum mühendisliği eylemiyle, üretim araçlarının özel mülkiyetini esas alan kapitalist üretim ilişkilerinin yerine, üretim araçlarının mülkiyetinin bütün topluma [toplum adına da işçi sınıfı devletine] ait olduğu sosyalist üretim ilişkileri kurulmalıdır.

Bütün bu anlayış ve dünya görüşü, bakış açısının sıfır noktası olarak koordinat sistemi işçi sınıfının üzerine konduğu zaman görünenlerin (ortaya çıkan sonuçların) dile getirilmesinden başka bir........

© Serbestiyet