We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Devrim nedir? Dünden bugüne devrim anlayışı (3)

4 0 8
18.01.2019

Marksizm ve Marksist devrim anlayışı, hangi ortamda, nasıl ortaya çıktı? Manifesto’nun yayınlandığı tarih 1848. Bu tarihlerde, bir yanda, feodal kabuğun parçalanmasına paralel olarak, dizginlerinden boşanmış gibi dört nala koşturan bir burjuvazi vardı ortalıkta; diğer yanda ise, burjuva devrimine katılarak “Dimyat’a pirince gitmeye çalışırken sonunda evdeki bulgurdan da olurcasına” korkunç bir sömürü altında inim inim inleyen bir işçi sınıfı… Yavaş yavaş kendi bilincine varan; sömürüye, baskıya karşı sınıf mücadelesi bayrağını açarak daha iyi bir dünya arayan bir işçi sınıfı. İşte tam bu noktada şöyle denir Manifesto’da:

“Serflik döneminde serf kendisini komün üyeliğine yükseltmiştir [buradaki “komün” feodal toplumun içinde, onun rahminde gelişmeye başlayan kent toplumudur], tıpkı küçük burjuvanın, feodal mutlakiyetçiliğin boyunduruğu altında bir burjuva haline gelmeyi becerdiği gibi. Modern emekçi ise, tersine, sanayinin gelişmesiyle yükseleceği yerde, gittikçe daha çok kendi sınıfının varlık koşullarının altına düşüyor. Sadakaya muhtaç bir kimse oluyor.”

İşte Marksizm, işçi sınıfının içine düştüğü bu duruma karşı isyanıdır. Ergenlik çağına varan, kendi bilincini geliştirmeye başlayan işçi sınıfının, baskı ve sömürüye karşı isyanının bilincidir.

İşçi sınıfının temsilcileri, feodal toplumun bağrında kapitalizm nasıl gelişmiş diye bakıyorlar; “serften komün üyesi bir işçi, bir burjuva nasıl çıkmış” ona bakıyorlar. Sonra bir de kendi durumlarına bakıyorlar; gittikçe işlerin kötüye gittiğini, baskı ve sömürünün daha da arttığını görerek yok, diyorlar, feodalizmden kapitalizmin çıkması gibi, bu kapitalizmden de başka bir şey (sınıfsız bir toplum) çıkmaz; bu nedenle tek çözüm onu ele geçirerek yok etmektir! İşte Diyalektik Materyalizm böyle ortaya çıkıyor. İşçi sınıfının önce bir kalkışma ile iktidarı ele geçirip burjuvaziyi yok etmesi, sonra da buna bağlı olarak, üretim araçlarının mülkiyetinin bütün bir topluma (toplum adına da işçi sınıfının devletine) ait olacağı başka bir (sosyalist) toplumun yaratılması olarak anlam kazanan Marksist-Leninist devrim anlayışı böyle ortaya çıkıyor.

O andan itibaren artık kapitalizm, burjuvaziden ve işçi sınıfından, yani birbirini karşıtları olarak yaratmak suretiyle varolan, birinin varlığının diğerine bağlı olduğu iki sınıftan oluşan bir toplum olarak görülmemeye başlar. Kapitalist toplum eşittir burjuva toplumu. İşçi sınıfı ise bu toplumun içindeki “modern köleler” olarak (yani mevcut sistemin zıddı başka bir toplumun (sistemin) temsilcileri olarak) görülmeye başlar. Çünkü köle, bir üretim aracı olduğu için, içinde bulunduğu toplumun doğal bir parçası, o sistemin üretici gücü değildir.[1]

Bu bakış açısı veya dünya görüşü, kaçınılmaz olarak kendi felsefi temelini de yaratıyor. İşçi sınıfının, kendisini (kendi benliğini) temel alan koordinat sistemine göre şekillenen dünya görüşü, onun evrene ve evrendeki bütün diğer süreçlere bakışını da belirliyor. Diyalektik Materyalizm böyle ortaya çıkıyor.

İsyan, reaksiyon ve devrim; bunlar farklı şeylerdir. Bu noktada Marksist-Leninist devrim anlayışı hakkında altını çizmemiz gereken en önemli nokta, Marksist devrim anlayışında bir noktadan sonra “diyalektik inkâr”ın yerini, “yeni bir toplum yaratmak” için özü isyana (reaksiyona) dayanan toplum mühendisliği anlayışının almasıdır. Ki buradan da sonunda, sırtını pozitivist anlamda bir bilimselliğe dayayan, popülist, sübjektif idealist bir ideoloji olarak “işçi sınıfının dünya görüşü” çıkar. İşte, senelerce peşindan koştuğumuz o ideolojik paradigmanın özü budur.

[Bu satırları yazarken nasıl içim sızlıyor, biliyor musunuz! Ama ergenlik çağını yaşamadan olgunlaşan bir insan ya da toplum gösterebilir misiniz bana? Marksizm bizim delikanlılık dönemimizin dünya görüşüdür; hâlâ bizim içimizde halâ yaşıyor, ama biz yetişkinler artık onun diyalektik anlamda inkârıyız.]

Peki, devrim toplumsal bir altüst oluş mudur? Bu durumda (yani işçi........

© Serbestiyet