İş işten geçtikten sonra anlamına gelir.

Bugün aynı deyim Gazze için kullanılsa yeridir.

Gazze’nin cenazesini bile kaldırmaya gücü olmayanların ateşkes çabalarına karşı verilecek cevaptır.

Uyuyan, korkan, yangına bir kova su taşıyamayan güya İslam ülkelerinin acizliğine, yürek yakan bir sitemdir.

Halkın, milletlerin reaksiyonu kadar bile yaptırım yapamayan gayri muktedirlerin zaaflarına teessüf ifadesidir.

Milletlerin uyandığı, gayri müslimlerin insafa geldiği toplulukların her gün bir başka çıkışla bu imhayı lanetleyen sivil hareketlerinden bile utanmayan yüzlerine tarihten bir şamardır.

Hiç kimse kusura bakmasın, ben ajitasyon yapılan paylaşımlardan da usandım.

Yazık bize bir şey yapamıyoruz diyen onbinlerce paylaşımların manasızlığından artık fenalık geliyor.

Ya da şova dönüşen tavana bir şeyler yapıştırma gösterilerinden...

Sanki bir can kurtarabilecekmiş gibi, sanki yaraya merhem olabilecekmiş gibi...

Sivil eylemler protestodur ve vicdanları harekete geçirir.

Ama siviller devletin eksiğini kendi üzerine almak mükellefiyetinde olmadığı gibi, devletleri yaptırıma sevk etme gücü ve hakkını elinde bulundurur.

Yapamayana söylemek yerine, biz yapamıyoruz demenin manasız edebiyatından gerçekten yoruldum.

Babasının gösteremediği iradenin acziyetini kendi üstlenmiş de kendi kendini döven biçare çocuğun sızlanmasıdır görülen manzara.

Sadre şifa kanı durduran, kestirip atan, çözüm odaklı olan devlet başkanlarının insiyatifidir.

İsrail’e öfke kadar 57 İslam devletleri başkanına icraat baskısı yapılmalı ve savaşı bitirecek, ateşi söndürecek, diplomatik bütün araçları devreye koymaları için ses yükseltmek lazımdır. Lübnanlı şarkıcının sesinden, çağrısından daha gürdür inanın bu ses.

Ama cihat, gayret devletlerin işidir. Ağlamak, hicran, dua, millete mücahade devletlere aittir.

Tarih hep iyileri yazmaz. Acizliği de silinmez harflerle kaydeder. Gırnata’da olduğu gibi...

Bu ibretli hadiseyi buraya bırakıyorum:

700 yıllık Endülüs hakimiyetinin sonunu getiren işte bu korkaklık ve acziyettir.

Gırnata emirliğinin son sultanı Ebu Abdullah (12. Muhammed) şehrin anahtarlarını savaşmadan İspanyol kral ve kraliçesine teslim ettikten sonra, artık bu şehirde kalamayacağını anlamış ve maruz kaldıkları baskılar sonucu şehri terk etmek zorunda kalmıştır. 1 milyon Müslüman, bu korkaklık sonucu katledildi.

Sultan Abdullah tepenin başında durur, son bir kez arkasını döner ve gözlerinden ilk damlalar düşerken, ona söyleyebilecek en ağır sözü hemen yanı başındaki annesi söyler;

“Ağla oğlum ağla... Erkekler gibi savaşmadın, şimdi otur kadınlar gibi ağla!

Erkekler gibi savaşmadın, şimdi sana kadınlar gibi ağlamak yaraşır!”

2 Ocak 1492 itibariyle şehrin anahtarları verilmiş ve devamında bu hazin hikâyeler tarih sayfalarında yerini almışken, şehri terk etmek istemeyen son Endülüslerin dillerinde ise şu dizeler vardı;

“Kendi yurtlarında bey idiler şimdi küfür ülkesinde uşak,

Ululuğun görkemli yükselişinden, uçuruma yuvarlanan bu halka acıyan yok mu?”

Neredesiniz!

Hasılı Gazze’deki bir avuç mücahidin kahramanlığını övmekle mesuliyetten kurtulmak çare değildir. Gemileri yakan Tarık bin Ziyad çıkmadıktan sonra, Selahaddin-i Eyyübi gibi İslam birliği tesis edip Haçlılara karşı koyamadıktan sonra, en anlamlı protestoyu bile Ba’de Harabu’l Gazze diye vicdan sızısı bir onaya mahkum kalacaktır maalesef.

QOSHE - Bade’l Harabü’l Gazze - Zeynep Çakır
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bade’l Harabü’l Gazze

5 1
19.11.2023

İş işten geçtikten sonra anlamına gelir.

Bugün aynı deyim Gazze için kullanılsa yeridir.

Gazze’nin cenazesini bile kaldırmaya gücü olmayanların ateşkes çabalarına karşı verilecek cevaptır.

Uyuyan, korkan, yangına bir kova su taşıyamayan güya İslam ülkelerinin acizliğine, yürek yakan bir sitemdir.

Halkın, milletlerin reaksiyonu kadar bile yaptırım yapamayan gayri muktedirlerin zaaflarına teessüf ifadesidir.

Milletlerin uyandığı, gayri müslimlerin insafa geldiği toplulukların her gün bir başka çıkışla bu imhayı lanetleyen sivil hareketlerinden bile utanmayan yüzlerine tarihten bir şamardır.

Hiç kimse kusura bakmasın, ben ajitasyon yapılan paylaşımlardan da usandım.

Yazık bize bir şey yapamıyoruz diyen onbinlerce paylaşımların manasızlığından artık fenalık geliyor.

Ya da şova dönüşen tavana bir şeyler yapıştırma gösterilerinden...

Sanki bir can kurtarabilecekmiş gibi, sanki yaraya merhem olabilecekmiş gibi...

Sivil eylemler protestodur ve vicdanları harekete geçirir.

Ama siviller devletin eksiğini kendi üzerine almak mükellefiyetinde olmadığı gibi, devletleri yaptırıma sevk etme gücü ve........

© Yeni Asya


Get it on Google Play