We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İlhan Cihaner: Seçim güvenliği olmazsa boykotu tartışmalıyız

196 302 944
16.03.2018
İlhan Cihaner’e göre 2019 seçim kampanyasının bir unsuru olan Efrîn savaşı, içerideki OHAL’i de besliyor. AKP’nin OHAL’i kaldırıp OHAL’den daha baskıcı koşullarla yola devam edebileceğini düşünen Cihaner’e göre seçim boykotu tartışmasını başlatmak ve adil-güvenli olmayan seçimleri reddetmek gerekiyor. Parti yönetiminin politikalarını eleştiren Cihaner, “CHP şu an sahip çıktığı devletin, kurduğu devlet olduğunu zannediyor” diyor.

Siyasi partilerin genel seçimlerde ittifak yapabilmesinin yolunu açan kanun teklifi, TBMM’de 20 saat aralıksız devam eden oturumun sonunda, 13 Mart’ta AKP ve MHP’nin oylarıyla yasalaştı. Yasanın en önemli hükümlerinden biri, mühürsüz oyların da geçerli sayılacak olması. Böylece 16 Nisan referandumunun skandalı, 2019 seçimlerinin yasal bir uygulaması haline gelmiş, adil ve güvenli seçim ihtimali bir darbe daha yemiş oldu.

Teklifin kanunlaşması üzerine CHP ve HDP’nin parlamentoyu ve giderek seçimleri boykot edip etmeyeceğine dayanan tartışmalar saman alevi gibi yanıp söndü. Kemal Kılıçdaroğlu, “kazanacağımız seçimleri niye boykot edelim” açıklamasıyla partisinin çizgisini ortaya koyduğu gibi içerideki olağanüstü hâl koşullarının kaldıraçlarından ve AKP-MHP ittifakının tutkallarından biri olarak kullanılan Efrîn savaşına desteğini de sürdürüyor.

Peki CHP’nin bu politikaları kendisi ve Türkiye açısından ne tür sonuçlar doğurabilir? Muhalefetin Meclis çatısı altında yürütebileceği herhangi bir mücadele olanağı kaldı mı? Meclis ve seçim boykotunun tartışmaya açılması ve savaş karşıtı bir pozisyon takınılması gerektiğini söyleyen CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner’i dinliyoruz…

TBMM’de şu an herhangi bir muhalefet partisi milletvekili neler yapabiliyor?

Bu tahrik edici bir soru. AKP milletvekillerininki, muhtemelen Saray’da veya danışmanlar tarafından Meclis dışında hazırlanmış metinlerin yasa haline dönüşmesi için Anayasa’nın aradığı sayısal çoğunluğu doldurmak üzere yoklamalar arasında Genel Kurul’a veya komisyonlara sayısal katılımda bulunmaktan ibaret. Eğer muhalefet milletvekiliyseniz de aynı şeyi, karşıt olarak yapıyorsunuz. Gelen metnin olumsuz olduğu konusunda AKP-MHP milletvekilleri muhalefetle aynı fikirde olsa dahi, bu, metnin yasa haline dönüşmesine engel değil. Çünkü özellikle darbe girişimi sonrası AKP’nin elitleri, kendi gruplarının tutumlarını belirlemede çok daha net bir güce kavuştu. AKP elitlerinin elinde artık Fethullahçılık suçlaması sopası var. Bunu kendi mensuplarını yönetmenin aracı haline getirmiş durumdalar.

Yani gelen yasa tasarılarına itiraz eden AKP’liler de Fethullahçılıkla suçlanma korkusu mu yaşıyor?

Anayasa referandumu sürecinde göstere göstere oy kullanan AKP’lilerin geçmişine baktığınızda böyle bir kaygıları olduğunu hissediyorsunuz. Özetle, iktidar mensubu milletvekiliyseniz gelen yasayı onaylayacak birer sayıdan ibaretsiniz, muhalefet mensubu milletvekiliyseniz de o yasayı engellemek üzere oy kullanan birer sayıdan ibaretsiniz. Yani milletvekilleri fonksiyonsuz, birer sayıdan ibaret. O yüzden ben başından itibaren parlamentonun aktif boykotundan yanayım. Parlamentonun üç temel fonksiyonunun üçü de sıfırlanmış durumda.

CHP ŞU AN SAHİP ÇIKTIĞI DEVLETİN, KURDUĞU DEVLET OLDUĞUNU ZANNEDİYOR

Nedir o üç temel fonksiyon?

Bütçe yapma hakkı, denetim yetkisi ve yasa yapma hakkı. Bunların tamamı ortadan kaldırıldı. İktidar partisi açısından baktığımızda da kanun yapma yetkisi aslında Saray’a devredilmiş durumda. Saray’ın iradesi dışında bir yasa çıkmasının, bir düzenleme yapılmasının mümkün olmadığı defalarca test edildi. Aslında bir çok sorunun kökeninde parlamento varmış gibi davranmamız yatıyor. Dolayısıyla bu oyunu bir şekilde bozmak veya bunun bir parçası olmamak lazım.

Peki CHP neden parlamentoda kalarak, parlamento varmış gibi davranarak bu oyunun parçası olmayı tercih ediyor?

Kolay değil; CHP kurucu parti. CHP şu an sahip çıktığı devletin, kurduğu devlet olduğunu zannediyor. Hiçbir zaman iktidar olmadığı halde, kurucu parti vasfı nedeniyle genetiğine işlemiş böyle bir yaklaşımı var. Onun haricinde, geleneksel siyasetin formlarına alışmış, sıkışmış bir tarz var.

CHP tabanı da, partinin kendine atfettiği bu misyon ve rolü benimsiyor mu sizce?

Bu sadece CHP’ye özgü değil, AKP ve MHP dâhil, siyasi örgütlenmelerin tamamında bir kriz var. Partilerin ortaya çıkardıkları siyasi sonuçlarla, aldıkları kararlarla taban arasında bir uçurum var ve bu uçurum büyüyor. CHP’nin tabanı, parlamentonun işlevsizleştiğinin farkında. Ama bu teşhis tutarlı, bütünlüklü bir politikanın parçası değilse, “peki boykot sonrasında ne olacak” sorusuna yanıt veremezsiniz.

MECLİS’TE KENDİ KENDİMİZE KONUŞUYORUZ

Siz epeydir parlamentonun boykot edilmesi fikrini dillendiriyorsunuz. Parti yönetiminin bu fikrinize bir yanıtı var mı?

Geçtiğimiz kurultaya kadar üç dönem üst üste Parti Meclisi üyeliği yaptım ve hemen her PM toplantısında bu fikrimi bir şekilde ifade ettim. Ama anlaşılan az önce bahsettiğim kaygılar daha fazla galebe çaldığı için yönetim ve genel başkanlık düzeyinde yankı bulmadı.

Peki sizin “parlamentoyu boykot ettikten sonra ne yapılacak” sorusuna yanıtınız nedir?

Bir kere hiç açmadığımız meşruiyet tartışmasını bir şekilde başlatmamız lazım. Eğer parlamento ayıplı bir şekilde oluşmuş ve ayıplı bir şekilde yol alıyorsa, böyle olmuyormuş gibi davranamazsınız. Buna dair bir refleks geliştirmeniz lazım. “Gelecek İçin Biz” manifestosunda biz bunu şöyle tarif ettik: Madem Türkiye’de bir olağanüstü durumun varlığı tespitini yapıyoruz, muhalefeti de aynı olağanüstülükte örgütlemek gerekir. Bu tavra yaklaşılan anlardan biri Adalet Yürüyüşü’ydü. Mevcut sınırların dışına çıkıldığında insanların nasıl umutlandığını; doğru zaman, doğru liderlik ve doğru politik hatla gidildiğinde nasıl kitleselleşildiğini, kitlelerin nasıl mobilize olduğunu gördük. Eğer meşruiyet tartışmasını başlatırsak, iktidarı elinde tutan unsurlar, meydanın o kadar da boş olmadığını, toplumun her yaptıklarına rıza göstermeyeceğini görürler. Bu şekilde farklı toplumsal kesimlere de açılmış oluruz. Fakat bir yandan o imkânlar iyice daraltılırken, biz hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz.

MUHALEFETİ MEYDANLARA, MECLİSLERE, FORUMLARA TAŞIMALIYIZ

Aynı soruya geri dönelim; Meclis’i boykot edip nereye gideceksiniz?

Pasif bir boykottan bahsetmiyoruz. Muhalefeti meydanlara, Gezi’de örneğini gördüğümüz park forumlarına, meclislere taşımalıyız. Zaten boykota karar verdikten sonra süreç kendi yaratıcılığıyla yolunu bulur. Ona varmadan, öncelikle meşruiyet tartışmasını başlatmamız lazım. Bakın, iki gün önce parlamentodan bir yasa geçti. 20........

© Gazete Duvar