We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Rachid Taha: Bir dünya vatandaşının ardından

7 7 127
13.09.2018

Rachid Taha’nın ölüm haberi ne adar çok insana dokunmuş görünüyor! Ne yalan söyleyeyim, biraz şaşırtıcı geldi. Elbette 59 yaşında aniden göçüp gitmesi durumu daha da trajik kılıyor, ama müziğinin hayatımızda kalıcı bir etkisi olmalı ki, kendimizden bir parça kaybetmiş gibi hissettik. Bu etkinin bizim kuşağın -özellikle de Arapça müzik dinlemeye yatkın bir kesimin- kulak hafızasıyla sınırlı olduğunu düşünüyordum nedense. Gençliğimizin bir parçasıydı, neredeyse bu topraklardan çıkmış gibi yakın hissettiğimiz biriydi evet. Fakat bu duygu dünyanın hemen her köşesi ve birçok kuşak için geçerliymiş meğer.

Yoksul bir ailenin çocuğuydu, daha 10 yaşındayken babası onları alıp Fransa’ya göç etmiş işçi olarak. Baba tekstil fabrikasında köle şartlarında çalışırken, Lyon’da göçmenlerin yaşadığı bir ortamda büyümüş Rachid. Ve daha 17 yaşındayken enerji santralinde çalışmaya başlamış o da. İş çıkışı barlarda DJ’lik yapıyormuş bir yandan, asıl nefes alabildiği yer orasıymış. Bulaşıkçılıktan kapı kapı dolaşıp ansiklopedi satmaya kadar çeşitli işlere girip çıkmış. Hayatını müzikten kazanmaya başlamadan önce, göçmenlik ve işçilik gibi çifte kavrulmuş bir yoksulluğun içinde pişmiş kısacası. İki arkadaşıyla kurduğu ilk gruba isim ararken de çok uzağa gitmemişler: “Carte de Séjour”, yani “İkamet İzni” demişler gruba.

Lyon varoşlarında sayısız konsere çıkmışlar, 1980’ler boyunca kendi adlarını taşıyan bir albümle başlayıp birçok kayıt yapmışlar. Ne var ki şarkıları radyolarda çok sık çalınmakla birlikte albümleri doğru dürüst dağıtılamamış. Nedeni de basitmiş: Müzik mağazalarının çoğu, Arap müşterileri dükkânlarından uzak tutmak için albümlerini raflarına koymak istememiş. Ekonomik olarak hayli zorlu geçen bu dönemde Rachid Taha, Charles Trenet’nin 1940’larda kaydettiği vatanperverlik dozu yüksek “Douce France” adlı meşhur parçasını alıp sözlerini hiç değiştirmeden, ama Fransız ulusalcılığını yerecek şekilde iğneleyici ve tepkisel bir tonda söyleyince, şimşekleri iyice üzerine çekmiş. Şarkı göçmen karşıtlığından bezmiş kesimlerde sempati uyandırırken Fransız sağını çileden çıkarmış ve radyoda yasaklanmış. (Kürt bir rock’çının “Ölürüm Türkiyem”i alıp alaycı bir tonda yorumladığını hayal edin!)

Taha’nın grubu dağıttıktan ve Paris’e taşındıktan sonra çıkardığı ilk solo albümü, aynı politik yaklaşımla, Paris’te Mağribilerin yoğun olduğu bir mahalleden almış ismini: “Barbès”. Bu albüm de talihsiz bir döneme, 1991’deki Körfez Savaşı’na denk gelince, tozlu raflarda kaybolup gitmiş. Öyle ya, Arapça artık düşmanın diliydi ve Batı diyarına o........

© Kültür Servisi